22 Mart 2010 Pazartesi

1903

Sanırım geri döndüm.
Neden gittiğimi bile hatırlamıyorum desem yalan olmaz. Feysimide kapatmiştim. Eli olmasa tel de kullanmazdım ama kendimi o kadar soyutlayamadım hayattan.
herneyse ben döndüm.
Hayatımda eylemsel olarak değişen şeyler oldu. 1,5 senedir arkadaşım olan bi çocuk vardı. ama galiba artık arkadasım değil. sevgili sıfatını henüz verebilmiş değilim ama öyle olmamız muhtemel. Serbest bir ilişki yaşıyoruz diyebiliriz aslında. Ona karışmıyorum, zırt pırt 'napıyosun? nerdesin?' vari mesajlar atmıyorum, sevgi pıtırcığı hitapları kullanmıyorum, kıskansam bile belli etmiyorum, kendi kendimi yemiyorum diğerlerinde yaptığım gibi, 'seni seviyorum' dediğinde 'bende' diyorum 'bende ne?' dediğinde 'bende beni seviyorum' diyorum, bağlanmıyorum, güvenmiyorum, güven vermiyorum. Ama yanımdayken yanımdan gitsin istemiyorum, onun yerinde kurstaki çocuk olsun istemiyorum ama sadece yanımdayken. Düşünmüyorum, ilk defa akışına bırakıyorum. cümleten hayırlı olsun.

5 Mart 2010 Cuma

AS yok!

Şu an hayatla ters temas halindeyim, düz temasa geçtikten sonra belki dönerim.

4 Mart 2010 Perşembe

SENDEN ÖNCE SENDEN SONRA

Bu çığlık çığlığa dalgalar
Ve hüzünlü güzel martılar
rüzgara çarpıp çarpıp gelip doluyorlar kalbime Yalnızım uçurum kıyısında
Hayat ve ölüm arasında
Tüm hayatım akıp geçiyor
Ayaklarımın altında

Daha kaç vücut gerek bana?
Benim seni unutmama..

28 Şubat 2010 Pazar

Eksik bir şey mi var hayatımda? Gökyüzü bazen ciğerime doluyor

Eski olan her şeyi o kadar çok özlemişim ki bunu bana bir mesaj anımsatınca ne zamandır düşünmediğimi farkettim. Yaşamdan kopuk yaşamak..
O sokağı çok özledim mesela. Saat 18:00da her gün meydandan dönüp bağlar sokağında beklemeyi. 19:00da evde olmayı.
Bişi unuttuum bahanesiyle soluk soluğa Elilere gitmeyi ve hevesle bişiler anlatmayı. Ama hiç bi zaman hiç bişi unutmuş olmamayı,
Eski telefonumu özledim. Ekranını garip araba resimleriyle süslediğim, rehberindeki isimleri anımsayamadığım, 3 mesaj klasörü olan telefonumu,
En son klasördeki mesajları tek tek okuyup gözümü kapatarak sildiğim anı,
Üzeri bir haftalık kıyafetlerimle dolu olan yatagımda uyumayı,
Mor converselerimi özledim, parçalanmış ve giyilmeyecek halde olmasına rağmen sakladığım fakat bidaha bulamadığım converselerimi,
Elinin converselerinin katledildiği gün agladığımızı, ufacık şeylere üzüldüğümü, üzüldüğümüzü,
Yazı yazmayı, oturup saatlerce mektup vari şeyler yazmayı, tanımadığım bedenlere aşkımı anlatmayı,
Evden her çıktığım an 'o'nların balkonuna bakmayı 1 kez bile unutmuş olmamayı, safça bağlanmayı,
Test çözmeyi, oturup saatlerce test çözmeyi,
Meydanlıkdaki duvarın üstüne oturup çocuk kesmeyi,
Derdimiz yokcasına bağırıp şarkı söylemeyi,
Çorba içmeyi bile özledim, o masada, o çorbayı,
ÇAH'a yazmayı,
Hayaller kurmayı, olmayacagını bile bile tekrar kurmayı,
Unutmayı,
Unuttuğumu unutmayı,
Cumartesileri,
Eski kıyafetlerimi, taktığımız takımsı şeyleri,
Gimanın önünü
Bisikletle parkura gitmeyi,
Mutluyken mutsuzmuş gibi davranmayı,
Çoook gülmeyi,
Çok düşünmeyi,
Çok eğlenmeyi,
Biliyor musunuz?
Ben aslında en çok 'eski bizi' özledim. Hemde herşeyden çoook.


D.N: Kirlendik be olum.

24 Şubat 2010 Çarşamba

On gün oldu ben öleli, bir öyküydüm anlatıldım

Ben her zaman kararlar alırım. Ama tam anlamıyla uygulayamam bunları. sanırım kendime karşı bi saygı beslemiyorum. Kime karşı besleyebiliyorsam. Garip bi yogunluk içinde buldum yine bu sıralar kendimi. kurs, okul, saçma sapan zımpırtılar derken aynaya bakmayalı baya bi zaman olmus yeni yeni farkediyorum. İnsanlara inanmak ve güvenmek mantıksızdır. bu hayatta insan kendine bile güvenip inanamazken hemde. Yaklasık iki senedir arada sırada karşılaşıp kesiştiğim bi çocuk vardı. aramızda tuaf bi enerji olduğunu düşünüp kurardım hep. Geçen okulun kantininde gördüm. Sonra tekrar onu görürüm umuduyla kantine giderken yunusla sevgilisini gördüm. tüm iştahım kaçtı. ne güzel bişidir 3 senedir bi bedeni unutamamak. Hayat böyle bişi işte, tam anlamıyla bok gibi. ama ben artık yaşamıyorum. ben yokum gölgem var.Hayata karşı nasıl duyarsız olunurmuş öğrendim. Artık mutlu olmak bile istemiyorum. 'Soluk soluğa' ne güzel bi şarkıdır. sevgilim olduğunda onu bu şarkıyla terkedicem. bi şarkıyla terketmek nasıl oluyorsa artık. Yarın parasız bi gün geçiricem. bütün gün uyuyup cuma gününe mi uyansam acaba? Terminale gidip önüme cıkan ilk otöbüse binip siktir olup gitmek istiyorum. Hayattan bi beklenti içine girmeden yaşamak nasıl bişidir? İnsanlar çekilmezdir.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Bazen bir içki şişesi, yaşam destek ünitesi

Hiç canımın yanmadığı kadar acıttı bu kış canımı. Yağmur damlalarının en sertini hissettim tenimde.. bakışların en sertini gözlerimde.. sözlerin en sertini kulağımda.. Çok fazla üşüdüm ben bu kış. Hiç bi alev vücudumu yakmadı. Hiç bi vücut beni ısıtamadı. Hani canınız çok yanar ya fazlalığından haz duymaya başlarsınız çünkü ardından derin bi nefes vadedilir size. işte o nefes hiç vadedilmedi bu kış bana. hep nefessiz kaldım, hep nefesimi bağışladım. her adımımda tekrar yolun başında buldum kendimi, çok çabaladım çabaladıkça daha bi derine battım. ardıma dönüp bakmadım ama baktığımda da koca bi boşluktan baska bişi göremedim. Önüme baktım, bir uçurumdan yuvarlandım yapamadım. Anı yaşa denir ya hep. En degerli şey bulundugun andır aslında. Ben anı bile yaşayamadım. Aklımı boşlukta, kalbimi uçurumda bıraktım ama hiç varolamadım. Bu kış ben hiç şehre ait olmadım. Her bir parçamı ayrı yere bıraktım, varlığımı parçaladım, yokluğumla bir 'ben' olmaya çalıştım. Ama o 'ben' hiç 'ben' olamadım. Çok güldüm, çok ağladım, çok mutlu oldum, çok kırıldım, çok yıprandım, ama gerçek olamadım. Bu kış ben bi varlığı hiç unutamadım. Sevemedim, nefret edemedim, tüm duygularımı marketteki bağış kutusuna bıraktım. Ve tüm hevesle ilk defa yazı özledim.Ve yazı beklemeye karar verdim.

12 Şubat 2010 Cuma

Az şekerliyim bugün damla damlayım

Her insanın bir kullanma kılavuzu olmalı bence. Tanıştığında hemen eline tutusturabilecegi hatta mümkünse fazla konusmasına gerek kalmadan kimlik bilgilerininde üzerinde yazılı olduğu bir kullanma kılavuzu.
Çoğu zaman insanları iyi tanıdığımı savunmakta olsam da iletişim kurma konusunda hem yeteneksiz hemde isteksizim. her ne kadar okuduğum bölüm itibariyle ters orantılı bir durum olsa da bu. İnsanlarla konusmayı pek sevdiğim söylenemez. daha dorusu insanların boş ve uzun süreli konuşmalarına tahammülüm yok. İyi bi dinleyiciyim tamam ama hafızamın sınırlarını zorlamakta pek istemem. Göçebe yaşamın tüm dezavantajlarını kullandığım bir dönemdeyim yine. Param parça oldum ve parçalarımı da bulamamaktayım. Tatil biteli 5 gün oldu. Fakat denizliye dönüp dönmediğim konusunda çok kararsızım. 4-5 evim varmış da hiç biri bana ait değilmiş gibi. Burda oldugumda orayı cok özlüyorum ama oraya gidince de burdaki alışkanlıklarımdan vazgeçemiyorum. Bok gibi bi durumdayım yani. Şapkalarımdan birini Elilerde unutmuşum. toka kutum evde kalmış. başka zımpırtılarım babannemde, aklım başka yerde, ruhum başka yerde.
özetle bu kentin ritmine ayak uyduramamaktayım yine. Konudan konuya geçiyor olmam aslında beynimin ne kadar dagınık oldugunuda kanıtlıyor sanırım. Ben sevgili insancıklarıma geri döneyim. 2 gündür uzun ugraslarım sonucunda ekle-silimi halledebildim. o değilde asistanların özel yaşamı diye bişi kalmadı benim açımdan 23456789 saat odalarında durunca onlardan biri gibi tüm muhabbetlerde katılımcı olmam da kaçınılmaz oldu. İşin kötüsü(!) asistanların üçüde genç ve yakışıklı insanlar. Allah kötü düşüncelerden arındırsın.
Ama ben bunlara ragmen dert anlatma konusunda bir türlü başarılı olamadım. her seferinde ' As yaa senin sorun neydi?' ' şimdi hocam....' diye baslayan cümleleri tatmin edici bir cevapla sonlandırmak çok güç. Hayır anlamadığım nokta bende mi bi sorun var yoksa beni anlasın diye kıçımı yırttıgım karşımdaki insanda mı? Ve işte bunun cevabını da kullanma kılavuzu olmadan verebileceğimi sanmıyorum.
Ben şimdi kendime bir kılavuz hazırlamaya gidiyorum. Öpt kib by aeo lsj cşx.