10 Mayıs 2011 Salı

Bana kaderimin bir oyunu mu bu?

Ayrılalı 6 ay oldu. Bu 6 ayın içinde 6dan fazla görüşmüş olsak da, telefonda konuşmuş olsakta, 1kere sevişmiş olsak da ayrılalı 6 ay oldu. Benim bunu kendime inandırmam çok uzun sürdü ama biz ayrıldık. O benim artık sevgilim değil ve en kötüsü bir daha asla benim olmayacak bir daha asla onun olmayacağım.
Bütün bunları niye mi anlatıyorum? Niye mi bunları tekrarlayıp kendime inandırma ihtiyacı duyuyorum?
Dinleyin.
Ayrıldıktan uzun bir süreye kadar gözüm ondan başkasını görmedi. Ondan başkasının hayatım da yer alamayacağına o kadar inandırmıştım ki kendimi etrafımda varolan hiç bir erkek bana erkekmiş gibi bile gelmiyordu. Hiç bir erkek bende sevgili sıfatını oluşturamıyordu. sonra biri çıktı karşıma. İlk defa bir şeyler hissedebileceğimi düşündüm, ilk defa başka biri için hazırlandım. Gerçi ben O'nun için hiç hazırlanmadım. Ne zaman makyaj yapıp güzel giyinmeye kalksam tüm öküzlüğüyle "Ne gerek var ki sanki onları sürünce mi güzel olucaksın, makyajsız daha güzelsin." derdi. Yada ne zaman süslenip püslenip yanına gitsem. "Bunca saat bunun için mi beklettin beni, hem ne o elbisenin hali bi daha giyme. Bacaklarına da parlak gözüksün diye saçma sapan şeyler sürme." der beni sinir krizlerine sokardı. Neyse ben ilk defa başka biriyle olma fikrine kendimi alıştırmıştım. Bizim için planlar bile yapmaya başlamıştım ki yeni flörtözüm bena karşı olan ilgisini azaltana kadar.

Bana kaderimin bir oyunu mu bu çıglıklarıyla O'nu aradım ve mezuniyet baloma davet ettim. İlk defa birlikte olduğumuz süreçte dahil olmak üzere ben "nerdesin?" demeden açıklama yaptı bana. Üzgün ve masum ses tonuyla gelemeyeceğini ve gelememe sebeplerini anlattı bir bir.
Ve ben yine 6 ay öncesine geri döndüm.


bir varmışşş bir yokmuş.....

sabah uyandığınızda yanında uyumakta olan adamı/kadını özlediğinizi hissettiğiniz oldu mu hiç? hani en fazla 7 saattir uyuyor olduğunuz için doğanın kanunu gereği onu görememeniz sebebiyle uyanır uyanmaz onu deli gibi özlediğinizi fark edip sanki yirmi bin fersah öteden yeni gelmiş gibi sımsıkı sarılıp kokusunu içine çekmek istediğiniz olmuş mudur?

eğer cevabınız hayırsa kuvvetle muhtemel yazının ilerleyen kısmı sizin için bir anlam ifade etmeyecektir... ama eğer cevabınız "evet" se buyrun ozaman.......size güzel bir masal anlatıcam.. masal bu ya bir prens ve bir prenses olacak elbet ve tabiki AŞK....

bazı aşklarda zaman yoktur mekanda hatta an da yoktur. o aşklar sadece vardır ve hatta yaşayan kişiler bile çoğu zaman ne yaşadıklarını bilemezler anlamsız olaylar silsilesi gibi gelir yaşadıkları.. güzel olanı göremezler ve yaşadıklarının nekadar mucizevi bişey olduğunun ayrımına ne yazık varamazlar..
bu masaldaki prens ve prenseste yaşadıkları aşkı fark edemeyenlerden miş.. güzeller güzeliymiş prenses prenste ona yakışır cinsten tabi ki yakışıklı ve mağrur.. bu ikisi bir oyuna tutuşmuşlar.. sen mi kazanıcaksın yoksa benmi, ben mi kaybedicem yoksa sen mi? anlamsız bir çekişme ama bir okadar manidar.. sert darbeler fakat keyif verici.. karmakarışıkmış her şey ve çok net dingin bir deniz gibi...
prenses çok gururluymuş. başı her zaman dik sözleri kılıçtan keskin..prens se erkek ya masalda bile aynı umursamaz davranmaya bayılırmış...
günler günleri aylar ayları kovalamış bakmışlar bu oyunun sonu yok bişeyler yapmak lazım demiş prens.. prenses susmuş.. söz ver bana demiş prens söz ver ben sen olucam sende ben.. biz birbirimiz için var olucaz taki bu diyardan gidinceye kadar..tut elimi demiş prens, prenses çekingen ve korkak beklemiş,beklemiş ve dayanamayıp tutuvarmiş prensin elinden.. masalsı br aşk başlamış ama ne yazık ki masal burda bitmemiş....
başında taa en başında tutuştukları oyundan hiç vaz geçememişler. prenses inatçıymış ne istediğini biliyormuş dillendirmiyormuş, prens zekiymiş görüyormuş, biliyormuş ama yinede duymak istiyormuş..ve yorulmuşlar... çekmiş gitmiş prenses..sırça sarayına geri dönmüş okadar sert davranmak istiyormuş ki bir damla göz yaşı bile dökmemiş..günler geçmiş prens çok özlemiş okadar özlemiş ki bir gece günün doğuşunu bile bekleyemeden gecenin karanlığıyla geli vermiş...prensesin karanlık gecesi aydınlanmış..çiçekler açmış içinde..ama prensen bu çiçekleri hiç canlı tutamıyormuş..rengarenk çiçeklerin içinde dipte kalan kurumuş dallara takılıyormuş.. prensin hiçbir zaman göründüğü gibi olduğuna inanmamış,kadınca kıskançlıklarından ve hayal dünyasında yarattığı ihtiraslardan kopamamış... güzel giden masala olmayan bir cadıyı yada büyücüyü katmış hep, çok sevdiğindenmiş aslında sevipte gösteremediğinden... ama yine kötüler kazanmış ve bu aşk "masal " olmuş....prenses "BİT -Tİ" demiş gelme artık, dön keldi ülkene..ve gitmiş prens. oysa prenses okadar çok seviyormuş ki ama içindeki ki kişiye yenilmiş kendinin celladı olmuş..aşkını kaybetmiş,oyun arkadaşını yitirmiş, nefes alamıyormuş çünkü nefesi yokmuş.. kahrolmuş...ama prensesliğinden ödün vermemiş..çizdiği sınırlar içinde kendi kurallarıyla bikaç hamle yapmış ama nafile..
prens bazen prensesin sarayında alırmış soluğu aralarındaki o çekim söze bile gerek bırakmadan kavuştururmuş onları.. gece en yakın dostları olmuş..gece karanlıkları sırlarına ortak olmuş..
bir sabah güneş doğarken kollarında uyanmış prenses prensin..ve onu nekadar çok özlediğini fark etmiş...aslında uyumadan önce saatler geçirmişler birlikte ama uykuda bile okadar çok özlemişler ki birbirlerini...
ve güneş doğmuş prenses artık büyüdüğünü ve gecenin karanlığının onu korkutmadığını, gecelere sığınmak istemediğini söylemiş prense... prens susmuş prenses susmuş bu sefer içindeki o kötü ses bile dayanamamış "kal demiş prense gitme benim sarayımda geçti en mutlu anlarımız kal her birine yeni bir mutluluk ekleyelim" prenses susmuş....kapıyı açmış : HOŞÇAKAL .. demiş
prens gitmiş, prenses kahrolmuş......ne yazık ki mutlu bitememiş bu masal gökten üç elma düşmemiş ama yinede okuyan bundan nasibinilmış.....

bazı aşklar okadar büyüktür ki ne tarifi vardır ne mantığı, ne ismi vardır ne cismi, ne anlamı vardır mı vardır ne açıklaması..onlar sadece vardır..o AŞK tır..hiç olmadığını düşündüğünüz anda karşınızdadır ve bambaşka biri olsa bile hep yanı başınızdadır....



23 Nisan 2011 Cumartesi

O kadın


Üç sene önceydi.
Kocaman bir boşluk içerisinde çırpınıp hayatta kalma savaşı vermeye çalışan bir kuş gibiydim.
Uçmayı yeni ögrenmiştim.
Herkesten uzakta yapayalnız kalmayıda.
Çevremdeki herkes yabancıydı. Ben o kadar küçüktüm ki yapılabilecek en iyi seyin kendimi soyutlamak olduğunu düşünüyordum.
En yakınım beni yarı yolda bırakmıştı. Yalnızdım. Boş sokaklarda bağıra bağıra ağlayacak kadar yalnızdım.
Sonra birini tanıdım. Çok tanıdıktı gözleri. Güven veriyordu. Aşk veriyordu. Şevkat veriyordu.
Tüm hücrelerim inandı ona.
Tanımadığım bi evde tanımadığım bir vücut huzursuzluk içinde huzur veriyordu bana.
Ve ben tüm saflığımla inandım ona.
Ama burda işler öyle yürümüyordu. Kuşların kanatları ya kırılıyor yada daha fazla güçleniyordu.
Bana ait sandığım ten başkasına aitti. Ve ben bunu ögrendiğimde çok küçüktüm. İlk defa bir vücutla tanışacak kadar küçük. Kırılmıştı tüm kanatlarım.
Çevreme baktım. Çevrem bana güç verdi. Uçmayı önceden öğrenmiş karşı ranzamda ki kahkaha bana güç verdi. Telefonda her gün duyduğum ses bana güç verdi. Onardım kırılan kanatlarımı. O kadar güçlendim ki başka bir vücut bir daha yakamayacaktı bu kadar canımı.
Bir daha asla 'o kadın' olmayacaktım. Zamanı geldiğinde bana ait bir ten bulacaktım.

3 yıl geçti. Bir nisan günü gördüm onu. Hayalimdeki tüm masumlugunu yitirmiş bir şekil de.

Hiç bana ait olmayan ve asla olmasını istemediğim gözlerle 2 sn buluştu gözlerim. Bu kad
ar yabancı olabileceğini hiç hayal etmemiştim. Zamanmıydı Bu kadar hissiz kalmamı sağlayan başka bir aşkmıydı bilmiyorum ama içimden teşekkür ettim ona.

" Teşekkür ederim gözleriyle içime bakabildiğini sandığım çocuk. Bana yalan gözler nasıl olur, susan bir adamın karşısında nasıl durulur, içinde fırtınalar koparken nasıl sakin olunur, için kan aglarken nasıl kahkaha atılır, bir aşka nasıl yenik düşülmez de büyünür ögrettiğin için teşekkür ederim. "


21 Nisan 2011 Perşembe

Aşk bu mu? Aşk acı mı?

Derste nazlının 'çakmaktaş arıyor!' diyip paniklemesiyle irkildim. Verebildiğim tepki sadece 'hmm' oldu. Çakmaktaş nazlıyı arayabilirdi. Ne de olsa abla kardeş gibilerdi. Dersin bitimine kadar içimden 'eger karsılasırsak asla eskisi gibi davranmayacagım' diye geçirdim. En son aynı ortamda bulunduğumuzda oynadığımız oyun gereğide olsa onu herkesin içinde öptüğümü unutarak kendimi çok normal davranacağıma inandırdım. dersten cıktık ve nazlı 2bizi ışıklarda bekliyor eger rahatsız olucaksan iptal edeyim'dedi. Böyle birşeye gerek yoktu. Çünkü nede olsa biz onunla artık arkadas bile değildik ve sonsuza kadarda iki yabancı gibi olucaktık.

Karsılastığımızda sadece bir bas selamı verdim. Yolda yürürken istemsiz olarak yanıma geçiyor daha sonra bunu farkedince araya nazlıyı alıyordu. Bense o hiç orda yokmuş gibi davranmaya devam ediyordum.

Eve geldik. İkimizde birbirimizden uzak durmaya calısıp 5 dakika sonra yine birbirimizin yanında buluyorduk kendimizi. Ben bu duruma pek aldırış etmedim. Herşey koca bir alışkanlıktan ibaretti. Saat ilerliyor hep birlikte tv izleyip karaoke yapıyorduk. O bir yandan saate bakıyor bir yandan da aldırış etmiyor gibi gözüküyordu. Saat 11bucugu geçti. Gitmesi gereken saat çoktan geçmiş oldu ve ben hala iyi niyetten yada saflıktan evine yürüyerek gideceğini düşündüm.

Saat ilerliyor. Üzerimden espriler yapıyor. Sataşıyor. Bazen sinirlenip korkutucu bakısını atıyordu. Bense her seye tepkisiz bi biçimde ne olup bittiğini anlamlandırmaya calısıyordum. Kafamdaki en belirgin düşünce odaya girip kendimi kitlemekti. Aksi taktirde yine ona yenileceğimin farkındaydım.



Bi süre sonra en sevdiğim koku, en sevdiğim eller, en sevdiğim adam bende olan pijamalarını giymiş en sevdiğim gözlerle bana bakıyordu. Ben yanında oturuyor ve izlediğimiz belgesele odaklanmaya calısıyordum. Nazlı uyumaya gitmişti. Ve ben hala neden onun yanında olduğumu anlayamıyordum.

O saçma sapan hikayeler anlatmayı bende dinlemeyi özlemiş olmalıydım. saçma sapan bir diziye takılıp sabaha kadar izlemeyi özlemiş olmalıydı yoksa neden biraz daha yanında kalmam için yalvarırdı ki gözleri. Benim gözlerimse çoktan cevabını vermişti.
Bir koltukta bi ucunda ben diğer ucunda o yatmaya calısıyorduk. Onun sürekli kıpırdaması beni de rahatsız etti. Ve dayanamayıp;

+ "Sen rahatsız oldun. Ben en iyisi uyumaya gideyim artık." dedim
- "Diziyi izlemicek misin?"
+ "Aslında dizi baya sardı. uykumda yok ama baksana sen rahat edemedim. En iyisi gitmem"
- "Gel yanıma yat o zaman rahat izleyebiliriz."
+ "yok artık. emin misin?"
Yalvarır bi bakış ve
- " Hadi gel!"

Yanına uzandım. kolunu basımın altına koydu. Basını enseme yasladı ve kokumu içine çekti. O an orada ölmek istedim. Huzur buydu. Orada ölmeliydim ve sonsuza kadar yüzümde mutlu bir tebessüm kalmalıydı. Tanıdık bir ten elini kolunu nereye koyacağını bilen bir vücut ve bize ait bir koku. Gözyaşlarıma engel olamadım.
Fark ettiğinde beni kendisine dogru çevirdi. gögsüne bastırdı.


+ "Neden bana bunu yapıyosun?"
- "Neden ağlıyosun?"
+ " Senden nefret ediyorum."
- " Ne kadar?"
+ "çooook. Lütfen senden artık benden nefret et."
- "Benden ne kadar çok nefret ettiğini kanıtla" dedi.
Ve öpmeye başladı. 1,2,4,7 ne kadar öptü hatırlamıyorum ama hiç bir öpücüğüne karşılık vermedim. Neyi kanıtlamaya çalıştım. Ne anladı bilmiyorum ama öpmedim ve ısrarla "neden bana bunu yapıyorsun?" dedim
"Belki bende senden çok nefret ediyorumdur" dedi. Yalan söylemeyi hiç beceremezdi.


-"Ben nerede yatıcaksam göster uyuyayım yoksa dayanamayacağım."
+ "Neden dayanmak zorundasın?"
-" geleceğimiz yok"

Ben ondan hiç bir zaman bi gelecek istememiştim ki. Hatta ben bi gelecek istemiyordum. Orda öylece ölmek istiyordum. Ama o farkında değildi.

Yatacağı odaya girdik. O yattı. üstünü örttüm. Ve ışığı kapattım. Tam kapıyı cekmek üzereydim ki
- " Gitme"
+ "Hayır. İyi geceler."
- " Hadi gel"
+ "Bunu yapma bana"
- " Sadece konusucaz lüten."
+ " Peki sadece konusucaz."
Beni kendisine doğru çekti. " Bu aşk" dedi. " Birbirimize dayanamamamızın başka bi açıklaması olamaz." Gece boyunca ara ara beni kendisine dogru cekip sarıldı. Kokumu ciğerlerine hapsetti.
Ben bu kadar güzel bi gecenin gerçek olmayacağının bilincindeydim. Hepsi rüyaydı. Sabah uyandığımda "Ohhh hepsi rüyaymış. Gerçekte bu kadar aşık olup uzak olmaya nasıl dayanabilir ki insan" diyecektim. Ve antidepresanımı içip güne mutlu bir şekilde kalkacaktım.


"Nolur tanrım gözümü açtığımda yanımda olmasın. Yanımdaysa ölmüş olayım kalkıp gitmesine dayanamam" diyerek gözümü açtım. Kolunun üzerinde yatıyordum. Uyandığımı fark edince dönüp sarıldı ve uyumaya devam etti.





Ve ben hala yasıyordum
Peki
Her defasında aşk bunu bana yapmaya mecbur muydu?

14 Nisan 2011 Perşembe


Bir bebeğim olsun istiyorum çok mu??



10 Mart 2011 Perşembe

Bazen ask gider...

Ve hayat da gider onun pesinden... Terk edildigin yerde öylece kalakalırsın... Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtıgın ömür senin ömrün degildir... Aynada tek parça görünen bedenin, aslında lime limedir...
Nefes diye içine çektigin cigerlerinde parçalanmis askının cam kırıklarıdır... Her sabah ölmeyip neden uyandigina lanet edersin...

Bazen ask gider...
Önünde bir kadeh raki, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından... Kulagin hiç çalmayacak olan telefondadır... Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin... Tanrim ne olur gerçek olmasın, ne olur günes dogmadan geri dönsün, teninde bir baska tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir sey sormam ona,bu geceyi yasanmamis sayarim, unuturum yeter ki asık olmasın... içimde durmaksızın çıglık atar dualar...

Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardıgın Tanri bile gider pesinden...
Sonra sabah olur, günes dogar... Askın gelmez bir türlü... Bir gecede degisir ömrün... O bir türlü inanmak istemedigin kader seninle alay eder gibidir... Ömrünü adadıgın, yıllarıniıönüne serdigin
askın bir gecede bir baska hayata karısmıstır iste... Bir gecede bir baskasının
askı olmustur... iNANAMAZSIN!...

Bazen ask gider...
Ve sen yıllardır içinde yasadıgın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlıgına tasınırsın... Elin varmaya varmaya bosaltırsın dolapları... Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdigin anıların tarihiyle agırlastıkça agırlasır... Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıstıgın yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne... Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün cam önündeki o küçük mor menekse yapraklarina kondurdugun veda öpücügüyle büker boynunu... Valizlerini kapının önüne yıgıp yüzün sırlsıklam son bir sigara için yıgılırsın koltuga... Gidiyorsundur iste... Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip... Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasina ekleyip...

Bazen ask gider...
Ve adresi degisir evinin... Sesinin tonu degisir,yüzünün rengi... Yastıgının sıcaklıgı, yedigin yemegin tadi uykularin degisir... Ve rüyalarin her aksam açip girdigin kapidan baska bir sevda giriyordur artık... Her gün oturdugun koltukta o bakmaya doyamadıgın gözlerin ısıgında bir baska sevda oturuyordur... Yıllardır evinde agirladıgın, masalarina konuk oldugun, hayatlarını paylastıgın dostlarının kahkahaları arasına bir baska ses karısıyordur artık... Senin gölgene alıskın duvarlar bile çoktan kabullenmistir yoklugunu... Her gece uyudugun yastıga bir baska sevda bırakıyordur kokusunu... O öpmeye kıyamadıgın dudaklarda bir baska sevdanın adı... Askının o tek cennet bildigin uykularında bir baska sevdanın rüyaları...

Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden...
Siz hiç o yüreginize sigdıramadıgınız askınızı bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?...
Ben gördüm!... Kör oldu gözlerim onunla sevdasina aglamaktan... Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken siz hiç askınızın önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu, sana kıyamam ne olur git," diye yalvardınız mı?... Onu bir baskasının kollarında düsünürken siz hiç geceler boyu aklınızı kaçırmamak için kendi kendinize bagırdınız mı:"Unut onu, unut onu, unut onu ya da ÖL!..." içinizdeki o durmak bilmeyen yangının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mı?... Göz yaslari içinde yastıgınıza gömülüp her Tanri'ya sıgınmak istediginizde artik baska bir yürege sevdalı olan
askınızı ondan geri istemekten utanıp dua etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?...
Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yoluna gençliginizi serip güle güle baska bir aska ugurladınız mı?...

Bazen ask gider!...
Ama ölüm gelmez bir türlü... Ne yapsaniz öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle atese verdigi ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza, kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza... Anlarsıiniz asktır bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen... Vefasız bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen... Hayattan sogutup size ölümü özleten... Ölü bir bedende canli kalmakta direnen... Anlarsınz asktir bu...

Bazen ask gider...
Günler geçer ardından ve aylar... Bazen de yıllar...Bebekler büyür, insanlar yaslanır, insanlar ölür, esyalar eskir, evler yıkılır, kurur agaçlar... Sokakların adı degisir... Acılar bellegin acımasızlıgına teslim olur... Sevilen unutur, seven yanar..

Bazen ask gider...
Ya da siz gittigini sanırsınız...

9 Mart 2011 Çarşamba

Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver.

Bir kız vardı. Gençliğiyle çocuklugu arasına sıkışmış hangi yöne adımını atacağını bilmeyen bir kız. Çocukluğunu gizlemeye çalışırken pamuk şekeri gördüğünde gözleri ışıldardı. 18 yaşına daha yeni girmişti. 18 yaş doğum günü onun için özel olmamıştı. Ama biliyordu artık kötü günlerin onun yakasını bıraktığını. Yada öyle sanıyordu.
Çok mutluy
du. Erkeğini bulmuştu çünkü. Hemde gençliğe adımını attığı ilk zamanlarda babasının gözlerine, babasının ismine sahip bir erkeği. Gerçek aşkını, hayallerini süsleyen ilklerini yaşayacağı erkeğine sahip olmuştu. Yada öyle sanıyordu.
Bir telefonla irkildi kalbi birgün. öğrendiki erkeği sandığı erkek başka bir kızın erkeğiymiş. Öğrendiki aslında hiç sevilmemiş. Aldatılmış. Kandırılmış. Erkeğin 'herşey çok güzel olacak' sözünün ardında kocaman bir yalan yatıyormuş. Başta ne yapacağını bilemedi. Yalnızdı. Yüreği bunu hazmedemeyecek kadar küçüktü, güçsüzdü. Ağlamak istedi. Bağırmak. Yataga yatıp bir daha hiç uyanmamak. Kalbini koparıp atmak istedi. Ama yapamadı.
Olsun dedi benim yanımda olsunda isterse onu sevsin dedi. Beynine söz geçirdi de kalbine bir türlü söz geçire
medi.
Günler geçti. Ama kalbinin ağrısı geçmedi. Bir gün karşılaştı erkekle. Gözlerine baktı uzun uzun. sözlerine kulak vermek istemedi. Eğer sözlerine kulak verse kalkıp gidebilirdi masadan ama o yüzünün her çizginisi ezberlemeliydi erkeğin. Dudağının kıvrılışını. Gözlerinin kısılıp masum masum bakışını. Ezberlemeliydi de başka yüzlerde ki kıvrımlara inanmamayı öğrenmeliydi.
Ezberlemeliydi de gözlere güvenmemeyi bilmeliydi.
Baktıkça güçlendi kalbi. erkeğin karşısında kıvranışlarını gördükçe büyüdü bedeni büyüdü ruhu.
Ikna olamadı sevginin masumiyetine. Küstü içindeki küçük kıza. Ve döndü arkasını hayallerine umutlarına. Bir daha da arkasına bakmadı.


Günler geçti önce. Ağrısı geçmedi kalbinin. Aylar geçti. Kalbi büyüdü ama yaraları küçülmedi. Sonra seneler oldu gözlerini unuttu çocugun. Şarkıların hangi kısmında isminin geçtiğini unuttu da üzüldü anılarına.
Ve bir gün geldi. Unuttu erkeğin yüzündeki çizgileri.Unuttu erkeğin sözlerini. Unuttu erkeğin o içini yakan ellerini.

Bir adama aşık oldu. Bir adamın gözlerinde kendini buldu.
Büyümüştü artık. Ne içindeki küçük kız çocuğu kalmıştı. Ne de genç kız. Yaşı o kadar büyük değildi ama ruhu büyümüştü.
Kalbi parça parçaydı. Birleştiririm sandı.
Adamında kalbi parça parçaydı. Birlikte yararlarını saracaklardı. yada saracaklarını sandı.

Adamın kalbiyle kendi kalbi puzzleın parçaları gibiydi. Birbirlerini tamamlıyorlardı ve bunu ikiside biliyordu.
Ama adam yoruldu birgün kadının geçmişinden. Geçmişinde aldığı yaraların acısından. Kadının güvensizliğinden.
Kadının inançsızlığından.
Başka bir kalbe inandı. Kadını kocaman bir dünyanın kocaman bir şehrinin ortasında yapayalnız bıraktı.
Adamın ağzından başka bir kadının ismini duyduğunda uzun uzun baktı, kendine ait olan gözlere dudaklara kıvrımlara iyice baktı. Ama ezberlemedi. Biliyordu ona ait olduğunu. Hangi yüzyılda hangi evrende hangi yaşam alanında olur sa olsun bir gün tekrar bir araya geleceklerini biliyordu.
Son kez öptü kendine ait dudaklardan ve uğurladı adamını. Başka kollara, başka sevdalara.

Ve dua etti seneler önce ona ilk hayal kırıklığını yaşatan onu büyüten erkeğe. Kalp ağrısının ne olduğunu biliyordu ya kadın. Onda da yanılmıştı. Asıl acıyı şimdi tadıyordu bünyesi.
Yüreği kavruluyordu da gözünden bir damla yaş akmıyordu şimdi.