15 Ağustos 2011 Pazartesi
6 Temmuz 2011 Çarşamba
" zamandan başka suç yoktur"
" Olaylar dizgisinin doğal olarak basit zincirleri içinde bu olağan durumlar bize hep alt üst olmuş ve düzensiz görünüyorlar. Yani çok olağan bir durum dahil olduğu olaylar dizisinden çıkıyor, başka bir olağan olaylar dizisinin içinde beliriveriyor, onların yanında çok güçlü ve önemli bir anmış, karmaşık ve olağanüstü bir şeymiş gibi beliriyordu. Olay dizilerinin düzenliliğinde, evrenin düzgün akışına mesele yaratanlar insanlardı. bilinmeliydi ki hayatın bir zamanı var, ölümün bir zamanı var; annenin bir zamanı var, kızın bir zamanı var; ama insanlar bunların hepsini birbirleriyle karıştırırlar, düzensiz görünmelerine yol açarlar, her yerde çatışmalar yaratırlar. Bilinmeliydi ki hayat hayat basittir ve insanlar durgun suları karıştırarak her şeyi berbat ederler..."
" Aşk hasta olduğu için aşk hastasıyız.. bu tamam.. ama aşk yalnızca eskidiği yada geçmiş nostarji zamanlarına ait olduğu için, içeriği bayatladığı, yüzeyselleştiği için değil; zaten bitmiş bir geçmiş ile hiç bir zaman bir yere varamayacak bir gelecek, çıkışsız bir gelecek arasında yırtıldığı için hastadır.Öyleyse kronik olmayan hastalık yoktur. Çünkü zaman yani kronos, hastalığın ta kendisidir."
26 Haziran 2011 Pazar
tavsiye!
Şimdi gözlerinizi dört açın, elinizde her ne varsa bir kenara bırakın ve birazdan söyleyeceklerimi dikkatle okuyun.
Bu hayatta üzülmemek, yıpranmamak isteyenlere çok önemli bir tavsiye veriyorum.
Hayatınızda hiç ama hiç kimseyle anı biriktirmeyin. Tamam bu imkansız diyosanız ve bunu yapamıyosanız, yaşadığınız güzel yada kötü şeyleri metaların üzerine yükleyip onları saklamayın.
Hayatta ağzınıza sıçabilecek en baba şeylerden birisidir hayatınızda değer verdiğiniz kişilere ait eşyalar. Hele ki değer verdiğiniz kişi artık hayatınızda değilse.
Gün gelir çarşıda her vitrinin önünden geçerken gördüğünüz " i love bonus" zımbırtılarını her gördüğünüzde "aaa bende bunlardan istiyoruuuum" dediğiniz için beklemediğiniz bir anda size o şeylerden bulup getiren ve sizi pırlanta yüzük almışcasına mutlu eden o zımbırtıları çöpe atmak zorunda kalırsınız. Gün gelir sizde unuttuğu çakmağını sakladığınız yerden çıkartıp çöpe yavaşça bırakmak zorunda kalabilirsiniz. O zaman nolur biliyormusunuz? Kalbinizin bir parçasını da o değersiz şeylerle çöpe bırakırsınız.
Ve onlar evin en ücra köşelerinde olmasına rağmen onları gün boyu hiç farketmemenize rağmen onları neden atarsınız biliyormusunuz? sırf O'nu unuttuğunuzu kendinize kanıtlamak için. İşte en acısı da budur.
Ve anılar sizin ananızdan emdiğiniz sütü burnunuzdan getirtmeyi her fırsatta başarırlar.
i miss you!
Hayat çok garip öyle değil mi? Bazen aynaya baktığınızda kendinizi değilde bir başka yüzü, gözlerinizin içinde başka gözleri görürsünüz. Tıpkı benim bugün 6 seneden beri fotoğrafları dışında görmediğim anneannemi gördüğüm gibi.
İlginçtir ki aslında gözlerim O'nun gözlerine benzemez hiç. Benim gözlerim daha büyüktür, kirpiklerimse daha kıvrık. O'nun gözleri bambaşkadır. Gülerken bile hüzün vardır gözlerinde, eğiktir göz kapakları sanki dünyada ki hiç bir şeyi görmek istemezcesine, streslidir her zaman, endişelidir. O'nun gözleri sarımtraktır. Tarif edemeyeceğim bir renktir, ne kahverengi kadar keskin ne de balköpüğü kadar yumuşak.
Ama ben bugün gözlerime baktığımda onun gözlerini gördü kendimde. Bakışını gördüm, hüzünlü gülümseyişini.
Mezarına en son gittiğimde O'na anlatmıştım her şeyi. Mezun olduğumu,beni onun büyüttüğü halde bugünkü halimi görememesine ne kadar üzüldüğümü, en ufak kız kuzenimin tıpkı ona benzediğini, Naz'a baktığımda hep O'nu hatırladığımı, zaman zaman yokluğuna alışmış gibi davransam da onu çok aradığımı anlattım bir bir.
Artık biliyorum beni duyuyorsun, beni görüyorsun anneannem;
Ben seni çoooook özlüyorum!
22 Haziran 2011 Çarşamba
Bugün seni düşündüm bir şarkı çalınca

Seni özledim.
bugün seni inanılmaz derecede özledim.
bi an kendimi kapınızın önünde bulucam diye çok korktum. ama yapmadım yapamadım. Artık bu durumu sorgulamaya bile başladım. Seni bu kadar çok severken, bu kadar çok özlerken ve birbirimize bu kadar yakınken nasıl bu kadar iradeli davranabildiğimi anlayamıyorum. İçimden delice koşup sana sarılmak gelirken, isminin geçtiği her cümlede nasıl bu kadar soğuk kanlı olabiliyorum.
Bugün yine senin konun geçti. Sevgilinle aran bozukmuş, sen zaten uzaktan ilişki yürütemezmişsin.
İstesem bugün ayırırım onları dedim. İstesen bugün sana döner dediler. İstesem mi? Seni daha ne kadar isteyebilirim ki. Ben seni istemekten bu kadar yorulmuşken, neden insanlar bunu farkedemiyor? neden sen bunu farkedemiyorsun?
Peki ben neden istemiyorum? o kızamı acıyorum, sana mı acıyorum, kendime mi acıyorum bilmiyorum.
Artık bişilerin olmasının zamanı gelmedimi. Ben seni özlemekten çok yoruldum.
13 Haziran 2011 Pazartesi
işimdeyim, gücümdeyim!
Artık öğrencilik hayatımın sonuna geldim. Herkes der 4 yıl nasıl geçti anlamadım. Ama ben bu 4 yılın nasıl geçtiğini satır satır işledim buraya. Neler öğrendiğimi, nasıl öğrendiğimi, neler kazanıp neler kaybettiğimi, nasıl büyüdüğümü, büyümemin neleri benden götürdüğünü hepsini tek tek anlattım. Finali anlatmasam ayıp olurdu diye düşünerek yine koşa koşa geldim buraya.İlk defa sorunsuz bir özel zaman geçirdim. Soru
nsuz derken kürsüye çıkarken ayakkabımın merdivene takılıp çıkmasını ve benim onu giymeye çalışma çabalarımı, kepi attıktan sonra püskülünün kopmuş bi halde bana dönmesini ve verilen çiçeğin paramparça olmasını saymazsak. Ki bunlarda benim için sorun sayılan şeyler değildi.
Küçük bir çocuk gibi mutluydum. Ailem karşımdaydı, iki kişi eksikte olsa. sevdiğim insanlar çevremdeydi. Herşey kocaman bir mutluluktu benim için.
Gözlerim hep olmayan o iki kişiyide aramış olsa, çok çok yorulmuşta olsam güzel bir törendi benim için.
Ve baloda da ilk defa herşey istediğim gibi oldu. saçım makyajım elbisem. Bir tek yanımda O yoktu. Ve bu bana bir kez daha kanıtladı ki O artık hiç bir zaman benim olmayacaktı.Ve ben bedeli onu kaybetmek kadar acı verici bişide olsa büyüdüğüm için ilk kez sevinçliydim.

10 Mayıs 2011 Salı
Bana kaderimin bir oyunu mu bu?
Ayrılalı 6 ay oldu. Bu 6 ayın içinde 6dan fazla görüşmüş olsak da, telefonda konuşmuş olsakta, 1kere sevişmiş olsak da ayrılalı 6 ay oldu. Benim bunu kendime inandırmam çok uzun sürdü ama biz ayrıldık. O benim artık sevgilim değil ve en kötüsü bir daha asla benim olmayacak bir daha asla onun olmayacağım.Bütün bunları niye mi anlatıyorum? Niye mi bunları tekrarlayıp kendime inandırma ihtiyacı duyuyorum?
Dinleyin.
Ayrıldıktan uzun bir süreye kadar gözüm ondan başkasını görmedi. Ondan başkasının hayatım da yer alamayacağına o kadar inandırmıştım ki kendimi etrafımda varolan hiç bir erkek bana erkekmiş gibi bile gelmiyordu. Hiç bir erkek bende sevgili sıfatını oluşturamıyordu. sonra biri çıktı karşıma. İlk defa bir şeyler hissedebileceğimi düşündüm, ilk defa başka biri için hazırlandım. Gerçi ben O'nun için hiç hazırlanmadım. Ne zaman makyaj yapıp güzel giyinmeye kalksam tüm öküzlüğüyle "Ne gerek var ki sanki onları sürünce mi güzel olucaksın, makyajsız daha güzelsin." derdi. Yada ne zaman süslenip püslenip yanına gitsem. "Bunca saat bunun için mi beklettin beni, hem ne o elbisenin hali bi daha giyme. Bacaklarına da parlak gözüksün diye saçma sapan şeyler sürme." der beni sinir krizlerine sokardı. Neyse ben ilk defa başka biriyle olma fikrine kendimi alıştırmıştım. Bizim için planlar bile yapmaya başlamıştım ki yeni flörtözüm bena karşı olan ilgisini azaltana kadar.
Bana kaderimin bir oyunu mu bu çıglıklarıyla O'nu aradım ve mezuniyet baloma davet ettim. İlk defa birlikte olduğumuz süreçte dahil olmak üzere ben "nerdesin?" demeden açıklama yaptı bana. Üzgün ve masum ses tonuyla gelemeyeceğini ve gelememe sebeplerini anlattı bir bir.
Ve ben yine 6 ay öncesine geri döndüm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)