31 Aralık 2009 Perşembe

30129

gerginlik,
sinir,
isyan,
umutsuzluk,
özlem,
tebessüm,
heyecan,
mutluluk,
sakinlik,
sevinç,
huzur.

27 Aralık 2009 Pazar

Sürgün verirdim senin yüreğinde
Körpe bir güldüm elinde
Kopardın çok zamansız
Evcil değildim ben
Soldum ergenken
Veren Allah alır
Gülün hatrı kalır
Artık erkeğim değilsin
Başka kadının var
Ayak seslerini, sık nefeslerini
Akşam ayıp heveslerini
Bazen ağzımda bulurum
Dudak izlerini
Oysa artık benim hakkım değilsin
Başımda göçebe kuşlar
Yalandı aslında suçlar
Sana göre değildim
Çok kısa sevindim
Dilsiz bu taşlar
Yalandı aslında bütün suçlar..

23 Aralık 2009 Çarşamba

ben herün
farklı bir tene, farklı bir bilince
farklı bir öfkeyi
kusmak zorunda mıyım?

19 Aralık 2009 Cumartesi

Senin kadar zavallı bir insanla hiç uğrasşmamıştım;
cahil, ama zeki
bilinen şeyleri değiştirmekte usta
bu kusurunda zevksiz ve naif
genellikle inatçılığından, küçük sorunlarda dürüst ve adil
sorun büyüdüğünde bütün duruşu korkakça
sahtekarca
neredeyse tamamen duyarsız
ruhsuz ve sevgisiz
şeref konusunda olgunlaşmamış
iş duyguya gelince hep hastalıklı, neredeyse deli
iyiliği dokunanlara utanmadan vefasız ve arsız

özellikle
güvenilmez
terbiye edilmemiş
onurdan nasibini almamış
ruhun ilkel işaretlerini taşıyan bir beyne sahip
kedi karakterli, ev kedisi kılığında yırtıcı bir hayvan
iradesi güçlü ama hedefi zayıf olan
azim ve saflıktan yoksun
şehvetin yerine zalimliği koyan
cinsel zayıflık ve erteleme yüzünden çocuksu bir egoizm
tanrıyı seven ama insana karşı sevgi duymayan
gelişmeye muhtaç olan
kurnaz, erkeklerin cinselliğiyle ilgili kısıtlamaları olan, hilekar. .

15 Aralık 2009 Salı

Bknz: Tenekeden yapılmış olmak.

İnsanın tüm organları farklı tonda farklı musıkiler yaratma derdinde olurmuymus. hiç yaşamamıştım. taki birileri tarafından test edildiğimi sandığım bu sürece kadar. Aslında var ettiğim duygular bir yaşam kargaşasımı yoksa yaşamdan bıkmanın bir belirtisimi onuda bilmiyorum. hükmediliyor yapıyorum. hükmedeni ve hükmedileni bilmiyorum. Yaşıyorum ama yaşarken tükendiğimi bilmiyorum.
garip bir tat var bu sıralar azımda. Suçlanmışlığın ve kötü şeylerin habercisi bir tat.. Savaşmam için mi gönderildi yenilmem için mi? Galibiyeti bu kadar isterken, tesadüfleremi köleyim kaçınılmazlara mı? yoksa o garip tada mı ve yağmurun arkasında ki gök gürültüsüne ?
yaşamdan tat almayalı uzun zaman oldu. Ve belkide uzun bi zaman bu tat dudaklarımı yakmayaca kim bilir..

4 Aralık 2009 Cuma

4.9 + 15

Ölüm.

hergün 5567890 kez kullandığım bir sözcük. Basınım her sıkıştığında sığındığım, acıtasyonun kralını yaptığım, basit bi o kadarda sıradan bir eylemdi benim için. Bazen hatta çogu zaman hayattan silinmeyi o kadar çok isterdim ki varolmak büyük bir yük gibi gelirdi.
yanılmışım.
ölüme hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendimi. Gürültümüydü beni yataktan sıçratan yatağın sarsılmasımıydı bilmiyorum. Gözümü açtığımda ilk gördüğüm dolap ve kitaplıgımdı ve onların ileri geri gidişleri. süre ne kadardı bilmiyorum ama o saniyeler içinde tek düşündüğüm ölümümdü. Kapının eşiğine sığınmak bile saçma ve amaçsız geldi. Ölümü düşlerim ben, bi sabah ölü bulunmak, uçurumdan yuvarlanmak yada boğulmak. ama bu şekilde bi ölümü hiç düşlememiştim.
Vizelerin öncesinde böyle bir atraksiyon..

Ama neyse ki yaşıyorum.

3 Aralık 2009 Perşembe

Ne insanlar ne mekanlar
özlemlere yetmiyor.
başka sözler, başka yüzler
ödeşmeler bitmiyor.
aşk uyudu ranzalarda
düşler eskidi gitti
ıslığıma gömüyorum
kalbimdeki sözleri
Hangi meydan hangi sokak kavuşturur bizi?
Hangi yalan hangi yasak karşılar bizi?

12 Kasım 2009 Perşembe

Başka bir adla, başka bir zamanda rastlasaydım demiştim ya o gün sana

Dün gece iç sesim 'hadi be as bi çılgınlık yapalım bu gece' dedi. Ev halkına ve kendime bi baktım nazlının tansiyonu fırlamıs oldugu için hepbirlikte ona tansiyon düşürücü formüller üretmekteyiz. sonra umutla mineye baktım oda sürekli kusar modda olduğu için dönüp iç sesime tam 'yok hacı bugünden sana hayır gelmez' dicektim kii beynimde ampüller yandı ve nette göremediğim için denize mesaj attım.
- yaşıyomusun?
+ evet yaşıyorumda numaralarımın hepsi gitti sen kimdin?
- As.
+hmm tamam kaydediyorum napıyosun.
- oturmaca nette göremedimde merak ettim.
+ giremedim nete yea canınmı sıkıldı?
- sanırım.
+ yarın kaçta gidiyosun?
-gece 12.
+ bende senden 1 saat önce gidicem. 2 bira iç sıkıntın gecer benimde şarap içesim var.
-ben bira sevmem ki. ayrıca rahatlama yöntemim o degil. gezmeyi tercih ederim.
+ git sen es esinde gez. ( hala anlam veremediğim es ese karsı kıskanclık krizleri)
-şimdi de gezerim es es'te de gezerim. sende git sarabını iç.
+ nereye gidiyosun?
-dısarıya gezmeye.
+bu saattemi? yalnızmı cıkıcaksın, yanında biber gazı falan varmı? (saat 11:30)
- evet yalnız cıkıcam biber gazımda yok. umarım kacırırlar da sende kurtulursun.

sonra deniz nete girer. ve bu konusma 1 bucuga kadar. 'ben gezmek istiyorum. Ama benimde içesim var napıcaz?' diyaloglarından sonra tamam ozaman şimdi ben seni almaya geliyorum gezeriz sonrada sizde sarap içeriz? anlasmasına doru ilerledi. tamam olur dedim iç sesime uyarak. aslında gezesim falanda yoktu hani. Gecenin 2 sinde hazırlanıp beni almaya geldi bende ev ahaline söylemeden cıktım dısarıya. Hiç gitmedim ben şahin tepesine dedikten sonra tamam o zaman oraya gidelim dedi ve orayada gittik. ortam müsait olmasına ragmen flörting bi durum yasanmadı. Evin önüne geldik. Şarap almamıs oldugumuz için 'aa görüyomusun bak şarapta almadık. ama istersen gel fatih falanda uyumamıstır daha dedim. 'yok gelmiyim gec oldu' dedi. 'peki sen bilirsin' dedim. 'sen eve gir bakıyorum ben burdan' dedi. Ne kadar anlam katabildim bilmiyorum ama tüm yüklemeye calıstıgım anlamlarla baktım. kapıyı kapattım. Ev kapısından girdikten sonrada. arabanın sesini duydum ve yukarı cıktım.
Sabah uyandıgımda rüyamda yusu gördüğümü anımsadım. bi terslik vardı o gece rüyamda denizi görmem ve ona aşık olmam gerekiyordu ama olmadı. kahvaltıdan önceyse Bugsla konustuk o yazdı bense artık tecrubeli olduguma dair nutuklar atarak agına düşmeyecegimi belli ettim. Kahvaltıya oturduk. fatih pat diye denizle cıkıp cıkmadıgımı sordu. 'Hayır tabiki onun sevgilisi var aa ayıp nerden cıktı bu' diyebildim sadece. İç sesim ise keşke cıksak diyip dememek arasında kaldı. 'Bi siktir git be hacı' dedim sustu.
Yaklasık 2 saat önce eve birden deniz,ismail ve musti üçlüsü geldi. Amaç benim dogum günümü kutlamakmıs. pastalar mumlar falan bir gün önceden kutlandı dogum günüm. Eksik olan tek şey denizin bana her zamanki gibi davranısıydı. Nedenini bilmediğim sekilde soguk davrandı. Arada kacamak bakısları saymazsam.
Her ne kadar ona asık olmadığımı anlasamda. . keşke aşık olsaymısım be hacı.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Aslında yollar yalanını görmez yaraları sarmaz hiç bitmez


Henüz daha bir taslağını bile hazırlayamadığım sunumuma,
Bugün itibariyle alınmış bir bilet dahilindeki yolculuğuma,
Doğum günüme,
en önemlisi 'huzur'uma kavuşmama 4 gün kaldı.

Kendimi bu psikolojiye o kadar soktum ki sanki biri perşembe aksamı uyucam ve bambaşka bi evrene bambaşka bi biçimde uyanıcakmışım gibi geliyor. Yanlış da sayılmaz aslında. Yeni yaşıma girdiğim ilk saatlerde otobüs camından dışarıya bakıp geçtiğimiz topraklar üzerinde kimlerin ne şekilde yaşadıklarını düşünücem. Muhtemelen bu düşünceler beynimden geçerken kulağımda da teomanın 'ağır kapı' yada 'yollar' şarkısı geçiyor olucak. yolculuğun bitme anından sonrasını hayal bile edemiyorum. hatta o anın büyüsünün bozulmaması için bunu kasıtlı olarak da yapmıyorum.
sonrası aydınlıııık ferahlıık. Ve bu kısmı ummaklada yetinmek istemiyorum.
düşündümde yaklasık 40 gündür burdayım. Ve geçen senelere göre o kadar pasif bir insan oldum ki kendime ben bile anlam veremiyorum. bazen bi an geliyor hayattan tamamen soğuyorum o an gözümde hiçbişeyin değeri olmuyor sanki. bugün Elizayada dedim bunu benden demi dedi. ondan da değil ama o an kendimden vazgeçiyorum sanırım. neyse bu konu derin.
Denizde hayatıma girmeden çıktı. aslında hayatıma sokma gibi bi çabamda yoktu. bazen istemedim değil ama olmayacagını bildiğin bişeyde ne kadar çaba gösterebilirsin ki. hem elizadanda yüksek dozda uyarılar alıyordum. O izmire gitti. Huzur bana geldi. Es ese gittiğimi öğrenince de o atar yapıcak. Huzur bana gelicek.
Buda böylece günlük vari bi post olarak takvimlere eklenecek.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Küflü prens

Ben jiletin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler!
Puhuların üstünden gece vardiyaları ve rıhtım görülüyor
Üstündeki kan kokusu bütün cesetleri buraya çekecek
Öyle şehvetli ki dudaklarını saran atmosfer
Diplerine kömür çökmüş tırnaklarıyla küçük serseriler
Senin ellerinden kabusun matarasını kapacak ve
İçindeki sessizliği içecekler.

Ben hüznün öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler!
Son tartışmamız olsun bu yoksa beni öldürecekler
Usulca akan bir gözyaşı gibi sevişelim de biraz, eğer istersen,
Çok uzun yolları aydınlatan benzin istasyonları gibi
Uykusuzluğumuzu gölgelesin alkolün dövdüğü saatler
Bak, yatakta ikimiz de ağlıyoruz; meselemiz malum, aşk
Üst kattaki komşu yine çocuklara su veriyordur
Haplar da kayboldu, esrar da, bileklerimizdeki kesikler de
Havaya bir kuş at, ben onu yerdeki gözlerimle vuracağım
Dudakların ne ki, olsa olsa şurdan üç beş adım

Ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceler!
Aramıza bir hançer bırakacağım, belki küflü bir hançer
Onun küfüyle paslanırken gizli saklı yalnızlığımız
Rüyamıza giren prensler
İçimizdeki mutsuzluğu içecekler

Ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler!

2 Kasım 2009 Pazartesi

Afedersizniz!
Rica etsem
Biri beni öldürebilirmi acaba?

dönbakdünyaya:/


İnsan hayatı boyunca hep aynı şeylerimi yasayacak acaba? Aynı acıları binlerce kez hiç yaşamamıs gibi? Aynı senaryolarda farklı oyuncularla. Aynı mutluluğu farklı gözlerde. Aynı sıkıntıyı farklı takvimlerde.
Bu zamanlar 2 sene önceye dönmüş gibiyim sadece akıl farkıyla. bazen yasamak istiyorum ama kendimi öyle bir engelleyebiliyorum ki buna ben bile şaşırıyorum. duygularımı mı yitirdim acaba?
Çogu zaman soğuk, agrasif, sıkıcı hatta odun oluyorum onun gözünde. Karsılıgında ise sadece işine gelirse diyebiliyorum. Yalnızlıktan o kadar bunalmısken 'bişiler yapma' isteklerine burun kıvırıyorum. Kaçırma fantezilerinde 'es es' diyorum. O kızıyor, ben susuyorum.
Kokusunu duyuyorum, nefesini suratımda hissediyorum ama gözlerim onu görmüyor. herkes tarafından benim batmamı engelleycek zengin damat olarak gösteriliyor, o imalı bir sekilde gülüyor ama ben 'oyun bitti' diyorum.
Bazen hissetmiyorum, bazen keşke 'O' olmasa diyorum, bazende bu sıçtımının kaderine tükürüyorum. yok yok bunu hep yapıyorum!

25 Ekim 2009 Pazar

(8)

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
buluşmak seninle bir akşam üstü
umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
sığınmak, gözlerine sığınmak bir akşam üstü
gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
bir orman bir gece kar altındayken
çocuksu, uçarı koşmak seninle
elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek
sığınmak, ellerine sığınmak bir gece vakti
ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı, binbir soruyla
bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu

21 Ekim 2009 Çarşamba

Çağırıyorsun günaha sen şeytanmısın?

Üzerinden 2-3 ay gibi bir süreç geçmişti. bunca yaşanılana ragmen salona girdiğinde Hacı orada oturuyordu. şaşkın bakışlarıma aldırış etmeden bana en sevimli gülümsemesiyle bakıyordu. neden orda bulundugunu sorgulamayı bile düşünememiştim. Hissettiğim onca nefrete ragmen elimi dudaklarında gezdirdim ve onu ne kadar özlemiş oldugumu farkettim. Öpmeyi hiç düşünmedim, sadece varlıgını hissetmek istedim ama nefretim herseyin önüne geçti birden ayaga kalkıp odama gitmeye karar verdim. o benden önce odaya gitmişti bile ve karsımda aynı gülümsemeyle 'biz'li cümleler kurmaya baslamıstı. Aklımla kalbimi aynı çizgide tutmaya çalışırken 'Aaas' ünlemiyle yerimden sıçradım. Kapıya bakıp 5 dakika dedim ve gözlerimi yumdum. Sonra farkettim ki kendimi rüya olmadığına inandırmaya çalışmaktayım. Hızlıca yataktan kalktım ve diş agrım yüzünden uyuyamadığımı, sabah kargaların kahvaltı faslından bile önce uyanıp doktora gittiğimi, aynı anda 3 tane diş çıkarttıgımı ve bu yüzden şişen yanagım sebebiyle kendimi tanıyanmaz durumda oldugumu, uykusuzluk sebebiyle haplarında etkisiyle sızdığımı hatırladım. Bu durumda abuk sabuk rüyaların legal olabileceğini düşünüp hafızamı sıfırladım.

An itibariyle yaklasık 1 saat önce facebooka bakınma amaçlı girdim. birden arama kısmına hacının ismini yazdıgımı farkettim ve fotolarına bakmaya basladım, maksat daha çok nefret(!) etmemdi.Evet çok güzel nefret ettim hatta önümüzdeki 10 yıl boyunca kimseye karsı nefret duygumu hortlatabileceğimi sanmıyorum çünkü tüm duygumu hacıya bağışladım. Kanka ayağına takıldıgı kızla çıkmaya başlamışlar. Bildiğin sevgililer yanı yanak yanaga fotoları falan bile var. Kız güzel olmayabilir, elleride yumuş yumuş olabilir, kırmızı oje hiç yakısmayada bilir, ismide sinir bozucu olabilir ama rüyalardan bu kadar etkilenebilen bir bünye bu bana revamıdır?

18 Ekim 2009 Pazar

yalnızım uçurum kıyısında, hayat ve ölüm arasındaa

Geçen gün fatinin ev arkadaslarını yemege cagırdık. Hani eve cıkarsın ve önceden verdiğin sözler vardır ya o hesap. yemek yendi gece oldu herkes evine doru yol aldı sonra mutfak toparlama kısmında kola bardaklarından biri yere düştü ve kırıldı bizse nazar dedik geçtik.
Şuan anladım ki o nazar falan değildi evde 5 kişi yasamaya alısmıs olan 6 kişilik eşyalardan biri benim yüzümden kendini feda etmişti.
Evet evde 5 kişi yaşamaktayız, 2 çift ve ben. sadece ben, tek ben, 2li koltuga yatar biçimde uzanmıs keyif yapıyor gibi gözüken fakat yanında birinin olmadıgını gizlemeye çalısan ben.
Son zamanlarda yalnızlık sedromuna girdim resmen bu yüzden. Sevgililerin ev arkadaslarından eve gelen telekomcu cocuga kadar ayarlanılıp ayrılıyorum, izdivaç programlarına cıkartılıyorum, arkadas ayarlama sitelerinin telefonlarını rehberimde buluyorum açıkcası her geyige bas kahraman olarak gösteriliyorum bu aralar.
Ama ben artık masada 6lı takımlardan sadece 5ini görmeye, film izlerken sadece televizyona odaklanmaya ve yan tarafında oturan siyam ikizlerini görmemeye, muah muah seslerini duymamaya, televizyona cıkan güzel hatunlardan rahatsızlık duymamaya aynı zamanda yakısıklı erkekler cıktıgındaysa vicdan yapmamaya, 'off benimkide öyle yapıyor, ezberletmişlermi onlara bu lafları' muhabbetlerinde başımı öne eyip tırs tırs muhabbetten uzaklasmaya, ev arkadasların sevgilileriyle yihaaa lı gülüp geyip yapmaya, 'ya senin neden sevgilin yok?' sorularına ' ben bişiye bağlanamıyorum be hacı' demeye ve 'hepsi benimmiş gibi davranıyorum benım durumum kebap' diyip için için 'ah be kader ahhh' modunda olmaya alıştım.

tüm hayatım akıp geçiyor, ayaklarımın altındaaa

14 Ekim 2009 Çarşamba

I'm a big big girl
In a big big world
it's not a big big thing if u leave me
but I do do feel
that I do do will
miss u much
i can see the first leafs falling
it's all yellow and nice
it's so very cold outside
like the way
I'm feeling inside
miss u much
outside it's no raining
and tears are falling from my eyes
why did it have to happen
why did it all have to end
i have your arms around me
warm like fire
but when i open my eyes
your gone..

dinleyağmurudinletesellibultürküsünde

bir yağmur
çok uzaklardan
çağırıyor
gelirsen
severim diyor. .

Yamuk çatılı evin salonunda yeni aldığımız filmlerden birini izlemeye başladık. Eve geliş tarihimi takvim 15 gün olarak göstermekteydi ama ben hafızama 15 asırlık bir zaman dilimini kazımıştım.Filmin anlamsız dakikalarını izlerken telefonum çaldı. daha bi anlamsızlıga bürünerek açtım telefonu.
'As endişelenme ama ben sarhos oldum galiba. ama seni çok özlediğimi biliyorsun diğmi, burda attıgım her adımda aklımda oldugunu, bazen beni kızdırsanda seninle hiç kavga etmek istemediğimi, bu aralar sacma arayıslarda olmaman gerektiğini, seni çok ama çok özlediğimi, seninle konusurken sesimin aglamaklı oldugunu, seni sevdiğimi, şuan tuvalette konusmaya calıstıgımı,rahat konusabilecegım tek yerin suan için orası oldugunu, kontörlerimin öküz gibi gittiğini ama bunun umrumda olmadıgını biliyorsun digmi' dedi sarhosken daha güzel olan bi ses.
Biliyorum dedim ve sevgi sözcükleri ve onların türevleriyle telefonu kapatmak üzereydim ki iç sesim mutluluk bu dedi. Mutlu olamıyorum yakınmalarımı dinlemeden kafamda bir mutluluk seması olusturuverdi.
Sonra yatagıma döndüm basucuma itinayla astıgım resımlere gözüm çarptı 6 fotograf bir aile aptal damlalarla bogusurken mutlulugun, huzurun bu olabilecegini düşündüm. Onların her gece orda oldugunu bilip uykuya dalmak.
Siyah ama gri bir havada ayaga kalkınca kafamı tavana vurabılecegım hissi ve yagmurun hızlandıkca cıkardıgı sesin kalp atıs ritmime uyması..
Oysa ki özgürlüğü seçmek
başka vücudlar sevmek
bir şehri tam kalbinden
beyninden vurup gitmek
var
aklımda

25 Eylül 2009 Cuma

Bakmış ne geçmiş geçmiş ne gelecek gelecekmiş. .

Asla gitmem dediğim bir okula paşa paşa gitmek zorunda kalmanın içimde yaratmış olduğu acı ve kırmızı kareli -kırmızı en nefret ettiğim renktir- bana 2 beden büyük gelen eteğimle birlikte liseye başladım. Herdaim adaptasyon sorunu yaşayan bir bünyem vardı ve arkadaş edinebilme özürlülüğüm. Bunların bana dezavantaj olacağının farkında olsamda okula gitip gelme sürecine başladım. Sanki benim bu özelliklerimin farkında olup bana karşı saldırıya geçmeyi kollayan okulumun en önemli özelliğide her dönem ders notlarına göre sınıfları yeniden düzenlemeleriydi. İyi dereceli bir sınıfta başladım, ama uyum saglamam baslamam kadar kolay olmadı. ne derslerden bir bok anlayabilmiştim ne de bir sınıf dolusu ergen insandan. Ve bunun üzerine aile durumlarıda aynı bokun içinde yuvarlanmaktaydı. Ve ben geceleri uyuyamazdım. Salondaki koltuğa oturup duvardaki saati incelerdim. Baktıkça zaman geçmezdi ve bundan büyük haz alırdım. Taki annemin uyanıp endişeli gözlerle bana bakmasına maruz kalana dek. Sonra yatagıma girip uykunun beni benden almasına izin veriridim.

Dün gece bavul hazırlama, nette takılmaca, 567890.kez izlediğim bir filmin tekrar aklıma gelmesiye onu izlemece eylemlerimden sonra yataga girdim. Kalbimle karnım arasında belirip kaybolan bir sıkışma hissi duydum. Bu hisle birlikte uzun bir süre yatakla boğustum. Açlıkta olduğuna kanaat getirip mutfaga dogru yol aldım. Karnımın doyduguna emin olunca tekrar girdim yataga. Bir kaç tur döndükten sonra Ali babanın çiftliğindeki koyunları saymaya karar verdim. Yetmedi tüm çiftlik hayvanlarını atlattım çitlerden. His hala geçmedi. Kötü bişi olucağının bir işareti olan his mi dedim telefonlardan buna dair ses çıkmadı. Üşüdüğümü düşünüp üzerimdeki katmanı kalınlastırdım, o da kar etmedi.

Hissin neyin habercisi olduğunu düşünerek salona gitmeye karar verdim. Koltuga oturdum, kafamı kaldırdım ve saatle göz göze geldim. O an içimdeki his boşluğa dogru yol aldı ve ben yine zamanı durdurabileceğimi sandım. Orda oturup sonsuza dek zamanı hapsetmiş olduğumu düşledim. Annemin endişeli gözleriyle karşılaşınca tüm bulutlar dağıldı. Akrep ve yelkovan bana dil çıkartıp eski hızlarına geri döndüler. Ve bende tekrar gitmek istemediğim bir okulun yollarına düşeceğimi düşünüp, dünyanın fahişeliğine söverek derin rüyalara daldım.

Ve sonra yaz biter. .

*Bu sene yazın bitmesi evlat acısı gibi ağır geldi bana. Sanki aniden bitiverdi, hiç sinyal vermedi yada verdiği sinyalleri ben görmemezlikten geldim. Ne olduysa oldu ve yaz bitti. Bunu elizanın gidişiyle beynime kazımam da bir oldu. Ve ben yazı çoook özledim.Oysaki en sevmediğim mevsimdir yaz. Gram hazzetmem. 'Ne o senin moralin mi bozuk?' mesajlarına ' yooo iyiyim' diye karşılık vermeyide hazzetmem. Hayatımı küçük emrah tadında yaşamayıda.
ve en önemlisi tüm hazzetmediğim şeyleri yaşamayı da öyle.

*Sürekli uyku halim, vücudumda olunusan kırmızı baloncuklar ve ara sıra giren karın ağrılarım bünyemin verdiği sinyaller. Anasınıfına başladığım andan itibaren ilk gün sedromlarında karnım agrır benim, ağlamamam gerektiği yerlerde gözüme bişi kaçmamıştır kesin karnım ağrıyordur. Kıçım sıkıştığında da karnım ağrımıştır hep, egom aç kalınca da karın ağrılarımla doyurmaya çalışmışımdır. Depresyon moduna yaklastığımda da.

*Beyin foksiyonlarımın ayrı telden çalıp oynamasıyla yıldızlı bir post olucak sanırım bu, tavan için aldığım stickerların şerefine.
*'Hepsi benimmiş gibi davranmaca' kararını almış bulunmaktayım. Ve bu kararla birlikte kaanla sürekli evlilik planları yapmaktayız. Çelişkili bir durum içerisindeyim. Buna ek olarak saygıdeğer ev arkadaslarımın mıç mıç sevgili modunda olmalarıda canımı sıkmıyor değil. Nerelere gitsem kimi sevsem?
*Hasretinden prangalar eskitmekteyim. Dön gel bebeyim dön geeeel.

*Ha bide hani insanların tükürdüklerini yalama durumları var yaa işte ben onu seviyorum.




16 Eylül 2009 Çarşamba

Kırmızı Başlıklı Kız

Ve sonra Jana' nin devrettiği mimi alır cevaplamaya başlarım.

*Hangi şehirde yaşıyorsun?
Bedenim genellikle Denizlide ama ruhumun hangi koordinatlarda yerleşim kurduğu kurum ve kuruluşlara göre değişmekte.

*Mesleğin?
Okulun bitince ne olucaksın sorularına yanıt verememek.

*Blog yazmaya başlama kararını nasıl aldın?
Almadım aldırıldım diyebiliriz. Jana'nın bahsettiği üçlü priz modunun As olan kısmı bendim. Olay o şekilde gerçekleşti kısacası.

*Ne kadar süredir blog yazıyorsun?
4 aydır.

*Blogunu hangi sıklıkla ziyaret edersin?
Yaşam koşullarıma bağlı olarak sık sık ziyaret etmekteyim. Bu tamamen blogun benim ilgi odağım olmasına bağlı.

*Pc açıldığında blogunu açmak kaçıncı sıradaki iştir?
Önem sırasına göre değişir ama genelde 4 yada 5.

*Başka bir blog sayfasında görüp aldığın bir şey ya da gittiğin bir yer oldu mu?
Bikaç resimi ıvır-zıvır klasörüme atmışlığım olmuştur heralde.

*Bloğunda hangi konulardan bahsetmek seni mutlu eder?
Henüz küçük şeylerden mutlu olabilecek bi evreye gelmedim.

*Bloglarda gördüğün diğer blog arkadaşlarını eklemekte seni cezbeden ne olur?
Bazen tek bi yazı, bazen teması, bazen bi başlık, bazen hiçbişi.yağnii tamamen duygusal.

*Blog aracılığıyla para kazanma fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Imm para güzeldir.

*Blog arkadaşlarınla buluşma, biraraya gelme fikrine ne dersin?
Arkadaş edinebilme konusunda başarılı sayılmam derim, bu sorunun cevabı olabilir mi acaba?

*Bu soruları kimler cevaplasın?
Bu sorular sevipte sevilemeyen herkese gelsin. dıttt dıtttt bir kulunu çok sevdiim o beni hiç sevmiyoor kalbimi ona verdim artık geri vermiyooor.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Kıskançlık

Bir gün daha bitti önümde
Günler gelir geçer ve antibiyotikler
Kimim ben? Bügün ne günlerden?
40derece yüksek ateş ve kıskançlık
Bu zayıflık anında,bir aşkın komasında
Kıskançlık aktıgında durmaksızın damarlarımda
Sen ilacımsın,susuz yuttuğum
Bir türlü gitmeyen ne yapsam da boğazımdan
Günlerdir hastayım ve bu beni delirtiyor
Sürekli uykuyla uyanıklık arasında
Gidip gelip,gidip gelip,gidip gelip.
40derece yüksek ateş ve kıskançlık.
Kıskançlık bu zayıflık anımda
Bir aşkın komasında
Ve aktığında damarlarımda..
Kıskançlık…



Kıskançlık ne lanet bi duygudur. Doyuramazsın, bağrına basıp sevemezsin, sürekli seni senden almasına izin verirsin, bi siktir git diyemezsin ve bunlar yetmiyormuş gibi bir de karşılığında hiçbir mutluluk kıpırtısı yaşayamazsın. Üstelik bu duygu sana bulastıgı an kahrından ölebilirsin bile ama o seni iplemez. sürekli farklı teoriler üretip beynini ele geçirmeyi başarır ve sen ona koşulsuz itaat edersin. Ne gariptirki kıskanılan nesneye dönüştüğün anda herşey birden lehine döner ve tac senin başındadır. böyle iki yüzlü bir duygudur kıskançlık. Yüz verdiğin anda astarından da ötesini isteyebilir. Ve sen ona koşulsuz itaat edersin.
Bende bu dönek duyguya itaat edenlerdenim. Boynunu önüne koyup kesmesini beklerim çoğu zaman. Sonra içime kaçan karabasanları defetmekle ugrasırım bilmem ki boynum coktan kesilmiş ben artık hissedemez hale gelmişim. Yine bu evrelerin birindeyim yine. Kalbimi bir elin sıktıgının farkındaydım ama bu elin kıskançlık olduğunu bilememiştim. Aklıma girmeside cok zaman almadı.
Kıskaçlık duygum sonunda hat safhaya ulastı. Otu boku kıskanmaya başladım, herkesi herşeyi herkesten herşeyden. Robinson Crusoe gibi hissediyorum kendimi yapayalnız üzerine surat çizip eglenemeyecegı bi pinpontopu bile olmayan ve Cuma'sı başka robinsonlar bulmus bir Robinson Crusoe. Tüm Cumaları ve türevlerini kıskanıyorum.
Dün Hacının profilini kurcaladım, kurcaladım derken öyle bi baktım. Yakın arkadası duvarına bişiler göndermiş; 'Hacı be büşra senin eski sevgiline cok benziyor. .' gibilerinden bikaç cümle. Okudum ve başımı tavana kaldırdım. Baktım beynimden sıçrayan kanlar duvarda derin lekeler bırakmıs. Onu boşverip Elizaya yazdım hemen. ' Ya bu büşra kiiiim tamam hadi büşra fotolarını incelediğim bi boka benzetemedığim sevgili olma ihtimalleri bulunmayan kızsa ve ben bu kıza benzemediğime göre bunun eski sevdiceği kiiim? ' diye ortadan çatlayıp su sızdırma aşamalarına girdim. Eliza dedi 'Aman sanane kimse kim kızı öldürme planlarımı yapıcaksın.' Ben vursam kendimi vuracakım dedim sustum.
Sustum ve düşünce alemlerine gömüldüm. 20 gün sonrayı düşündüm, Elizanın kalbinin güm güm attığı 2sn önceki zaman dilimini düşündüm, bana 5sn geç cevap yazmasını düşündüm, benimde katkımın bulunup eve cıkacağı saygıdeğer yığını düşündüm. Sonra duyduğum kahkahalarla irkildim kıskançlık duygum beni nasıl ele geçirdiğini düşünüp gülüyordu. Çok fazla yüzvermedim ve etrafımda trip atabılecegım canlı nesne olmadığı için aynaya koştum. Gözleri şişmiş, saçları karışmış, burnu kızarmış birini görünce acıdım. Triplerimi ve kıskançlık duygumu çuvala yerleştirip ada.ma doğru sağdan sağdan para bulurum edasıyla yol aldım.

11 Eylül 2009 Cuma

Sıfatsız

Silik biriyim ben. Sesim zaten pek çıkmaz. Hani bazen çok uzun süre sustuktan sonra biri bir şey sorunca cevap verirken, ses tonumuzu ayarlayamayız, sesimiz osuruk gibi çıkar ya işte ben o ses tonunda konuşurum. Anlattıklarım çok da matah şeyler değildir ama anlatmak isterim. Tam anlatmaya başlayıp 'iyi gidiyorsun oğlum, hadi şu son cümleyi de bağlarsan, aklını alacaksın onun' diye düşünürken, karşımdaki 'Abi biraz yüksek sesle konuş, ne diyorsun anlamıyorum' der. Orospu çocuğu nasıl da büyük bir rahatlıkla söyler bunu. Başlarım en baştan 'Abi diyorum ki...' diye anlatmaya. O kadar silik bir insanim ki kurduğum cümlelerde bile doğru düzgün özne yoktur. Özne ortaya çıkmaz, özne bile kaçıp saklanır, gizli öznedir. Dolaylı tümleçle, zarf tümleciyle kur cümleyi, anlat anlatabilirsen derdini. Dün bütün olanlara rağmen Bengi’ye onu çok sevdiğimi söylemeye gittim. Kim gitti? Ben gittim(g.ö\ben). Y.rrağımı gittim! Bugün bir minibüste bile şoför 'Birader sen geç, buraya otur da yer acilsin' diyerek para kutusunun yanına, minibüstekilere karşı seni oturttuğu zaman zor duruma düşüyorsun, insanların yüzüne bakamıyorsun, Bengü'nün suratına nasıl bakacaksın.
Yalnız sesim değil, tipim de siliktir. Normal adamım. Bana benzeyen binlerce insan var sokakta... Hiç dikkat çekici bir suratım yok. 'Sokaktan adam geçti bir tane' deriz ya, özelliksiz adam, başında herhangi bir sıfatı olmayan adam, işte ben oyum. Dümdüz adam! Bu özelliksiz suratımın işe yaradığı da oldu tabi. Okul hayatımda ve askerlikte çok rahat ettim. Hiç hoca ve ya komutan bana kafayı takmadı. Nasıl taksınlar ki ismi bile ezberlenmeyen, hiç ismiyle hitap etmedikleri, en fazla 'evladım' ve ya 'oğlum' diye çağırdıkları, hayatlarında hiç iz bırakmadan gelip gecen biriyle kim, niye uğraşsın ki...
Tamam, biraz abarttım. İtiraf ediyorum, bir ara, üniversitedeyken gerçekten ortamın merkezi olmuştum. Merkezdeki kişi bendim. Hem de iki güzel kızla bardaydık. Kulaklarımla duydum, benden bahsediyorlardı, orijin bendim. 'Şu çocuk seni kesiyor' diye arkadaşına gösterdi biri, kestiğim kız ise 'Hangisi' diye sordu. 'Şu gözlüklünün arkasındaki' dedi. Kestiğim gülümsedi. Üniversitedeyken gözlük takardım, artik lens takıyorum, temiz tutarsan valla büyük kolaylık... Elveda eski kestiğim.
Silik, utangaç ve iki kelimeyi yan yana getiremeyen biri olduğunda insan, dahi filan olmayı bekliyor ama bende o da yok. Çok susup, sabit gözlerle bi nesneye bakınca biri görse 'Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordur, ne savaşlar veriyordur, zihinde ne kaleler yıkıp, ne devletler kuruyordur' diye düşünür ama bende vallahi o da yok. Neye bakıyorsam onu düşünüyorum. Mesela ekmeğe mi bakıyorum 'ekmek' yazıyor düşünce balonumda. Silik olmam dahi ve ya duygusal olmam anlamına gelmez. Bana benzeyen birinden hoşlanacağım anlamına ise hiç gelmez. Aksine nefret ederim benim gibi silik insanlardan, fellik fellik kaçarım. Onlarla gezmek, tanışmak, içki içmek, dertleşmek istemem. Hatta kendi halime tipime bakmadan aşağılarım onları, 'mıh mıh mıh' diye gülerken o, 'Acaba ben de mi böyle gülüyorum' diye düşünerek, tiksinirim gülüşünden. Kendim gibi bir insan daha niye isteyeyim ki.
Aşık olduğum zaman çok güzel kızlara aşık olurum. 'Niye aşık oldun?', 'Çünkü çok güzel' işte bu kadar basit.
Yakışıklı ne acayip di mi? ben de yürüyorum, o da yürüyor. Ağzı var yemek yiyor, eli filan da var, ayni benim gibi. Düşününce totalde ayniyiz. Ama o yakışıklı. Bişey yapmasına gerek yok, dursa yeter. Ağzını açtığı zaman herkes onu dinler, saçmalama kredisi sonsuzdur. Senin bi tip yakışan saçın vardır, onun hepsidir. Kazıt o saçını senin cıksın topatan kavunu gibi kafan ortaya, o ise yine yakışıklı. Bi de bu durumun farkında değil gibi uruspu çocuğu, ben ise hayatim boyunca bir jöleden çok şey bekledim. Turistin mavi gözlü sarışın çocuğunu sevdiğimiz gibi, 32 yaşında olmamıza bakmadan 4 yaşındaki çocuğun etrafına toplanmamız, onu güldürmeye çalışmamız gibi severiz, utanmasak elimizi çocuğun omzuna atıp, 'Ben Ulrih`leyim siz hepinizsiniz var mısınız lan maça' dememiz gibi ucundan eklenmeye çalışırız yakışıklıya. Okurlar biz sıramızın gelmesini çok bekledik. Ve ne olduysa oldu devran döndü, rüzgar bizden tarafa esmeye başladı. Haber geldi, 'samimiyet' bayrakları acilmiş toplumda. Samimi olmak prim ediyor dediler... Sorduk; 'Nasıl yani? Sadece samimi olmak yetiyor mu?' 'Evet abi. Ne olursa olsun samimi olsun deniyor ortamlarda. Cahil de olsan, aptal da olsan... Yahu konuşturmayın adamı işte! Samimice itiraf etmek yetiyor işte, anında prim yapıyor' dendi. Çıktık yuvalarımızdan. Zaman artik bizim zamanımızdı, beklediğimiz gün gelmişti. En önden ben koştum. Anlattım başımdan geçenleri, aptallıklarımı. Bence etkileyici bir üslupla sunulmuş, içi de komik şapşallıklar barındıran hikayelerdi. Bir iki etkilenme olunca, bir tane daha anlattım. 'Sevimli şapşal şey' damarımı iyice eşeledim, anlattıkça anlattım. En mahremlerime kadar, altıma sıçmalı anılara kadar bir bir anlattım. Baktım hafiften bi tiksiniliyor rotayı ebeveynlere 31de yakalanmalı anılarıma çevirdim. Büsbütün iğrenildi. Yakışıklı arkadaşım Efe ise birkaç 'sosyal beceriksizlik' anısını anlatıp, 'İnanmıyorum Efe. Çok sevimliymişsin' nidaları eşliğinde bu samimiyet rüzgarından çok güzel ekmek yedi. Efe sayesinde tanıştığım kızlarla bağlantım ise ileriye yönelik beklentiler içerisinde sürdü. Efe’nin eski takıldığı kızlardan biri Bengü'yle bir gün Beşiktaş'ta karşılaştık. Nasıl olduysa beni tanıdı. Ne istiyordu bu Bengü benden, sadece güzel olması bile ona aşık olmama sebepken bir de benim farkımda olması... Yoluna mı atayım kendimi, yoksa Şaki olup dağa mı çıkayım, bunu mu istiyor benden? 'Sen Efe’nin arkadaşısın di mi?' dedi. Başımı sallayarak onayladım. 'Efe anlatmıştır biz ayrıldık onla' dedi. 'Vay be ben evde oturup kalemle mandalina liflerini tırnaklarımdan sökerken insanlar neler yaşamış' diye içimden geçirdim ve acı acı gülümsedim. Efe’yi hala çok sevdiğini filan söyledi. 'Ulan Efe’yi dedem de sever, yakışıklı, zengin çocuk, beni sevsene' demek istedim, diyemedim. Gözleri dolmuştu, benimkiler de doldu. Sonra toparlanmaya çalışarak her şeye rağmen gülümsedi. 'Neyse saçmalıyorum işte. Boş ver beni. Sen ne yapıyorsun? Yürüyelim mi işin yoksa?' dedi. Yürüdük. 'Sen hep susuyorsun. Anlatsana kendini' dedi. Boş ver manasında başımı salladım. Gerçekten de anlatacak bişey aklıma gelmiyordu. 'Ama gerçekten merak ediyorum. Her insanin bir hikayesi vardır' dedi. Karşılaşmadan önce 'Ağzıma bakalım şu çubuk krakeri enlemesine sokabilecek miyim' diye bi deney yapıyordum ve karşılaştığımdan beri ağzımda enlemesine duruyordu o kraker. Önce onu yedim. Sonra bütün gücümü toplayıp, bütün samimiyetimle 'Göğüslerin çok güzelmiş' dedim.

10 Eylül 2009 Perşembe

Farzet As yalnızdın yoktu zaten O yada bir başkası

Yağmurlu bir kış günüydü. Okuldan cıkmıstık ve eve doğru hızlı adımlarla yol alıyorduk. O önümden gidiyordu, bende bunun sevinciyle beynimin içinde binbir tilki binbir hayal dolaştırıyordum. O her defasında arkasını dönüp baktığında bende arkama bakıp baska bir insan evladıyla şeytan üçgeni oluşturup oluşturmadığımıza bakardım. Birinin olmadığına emin olduğumdaysa kelebeklerimi 2 kat hızla ona yollardım. O anlamazdı yada ben öyle sanırdım.O evine girdi bende beynimdeki tilkileri tasmalayıp eve dogru yol aldım.
Aynı sokak sınırları içerisindeydik, ilkokulu aynı okulda okuduk, orta okulda aynı sınıftaydık, lisede de aynı okula kaydolmustuk. Birlikte bebektik, birlikte cocuktuk, birlikte büyüdük. Ben ona aşıktım, O bilmiyordu, ben öyle sanıyordum.
Unutmaya çalıştığım heran karşıma çıkardı ve ben onun kaderim olduğu düşünceleriyle imkansızlıklara gömülürdüm. Oysa karsılasmamız kahvaltıda zeytinle karşılaşmamız kadar doğaldı. Beş yıl geçti ben bunu öğrendim, yada öğrendiğimi sandım.


Facebook'ta evrim öncesi arkadaslarımı aramaya girişmiştim. Herkes aynı çabada olduğu için çok zor bir eylemde değildi. Onun ismini cok kere arattım çok kere bulamadım. Bulsam da ne değişir amaan ben artık ona sümüğümü atmam hem ben nerdeyim o nerdee edalarıyla bu eylemimede son verdim. Onu sevdiceğimin arkadaslarında görene kadar. Onun beni eklemesini beklemeden ekledim. Herhangi bir fotografı olmadıgı ve sevdiceğimin arkadaşı olduğu için hayal kırıklarıyla beynimin bir köşesine hapsettim.Taaki profiline fotoğraf ekliyene kadar.

Anladım ki ben ona hala aşığım. Sonra gözüm ortak arkadaşlarımıza takıldı. Artık sevdiceğim olmayan varlık da ortaydı hevesle onun profiline daldım ve ben onada aşıktım. Şansımı daha fazla zorlamadan sayfayı kapattım. Hatırladım ki vazgeçebilme dugumu ben cokdaan bağışlamıştım.

Dipsonmon


Sanki hıçkıra hıçkıra ağlarken kafamı yastığa gömmüşümde nefes alamıyorum, sanki denizde yüzerken dalganın biri pat diye yüzüme çarpmiş 5468789 litre tuzlu su içmişimde organlarımın tümü isyan ediyor, sanki az sonra kafama kendim kadar taşın düşeceğibi biliyorum ama azraili kandıramayacağım için üzüntülerdeyim, sanki tüm dünya tarafından terkedilmişimde ağlamaktan gebermişim gibi.


30 Ağustos 2009 Pazar

Aynamdaki çirkin kadın seni kim neylesin?

Jana -her nekadar ona böyle demek midemi bulandırsa da- beni mimlemiş. bu mim konusunda onunla aynı duyguları paylaştığımı belirtip bol 7li meşhur mim' e 7 garipliğimle başlıyorum.

1- Doğduğum zamandan beri hep aynı yastıkla uyumaktayım. Kalmaya gittiğim her yere götürmeye çalışırım, normal bir çantaya sığabilecek boyutta olması sebebiylede pek zorluk çekmiyorum. Kılıfını bile yıkama eylemleri dışında değiştirmem bir gün annem atar yapıp kılıfını yırtacak diye çok korkmaktayım zira ozaman bir vampire dönüşebilirim.

2- Bir kere izlediğim bir filmi 1500 kez ilk baştaki heycanla izleyebilirim ve bu durumdan dehşet keyif alırım. İzlemeye başladığım filmin son karesi dahi daha önce bana anlatılmış olsa bundan hiç rahatsızlık duymam ve heycanım hiç eksilmez.

3- Genelde okuduğum 2 yada 3 kitap olur. Birinden sıkılınca diğerine başlarım. kitaptaki karakterlerin birine sinir olursam yada yaptıgı eylemlerden memnun kalmazsam kitabın bitmesine 10 sayfada kalmış olsa o kitabi bitirmem. Ayrıca ayraç kullanmaktanda hiç hoşlanmam, sayfa numarasını aklında tutmaya çalışmaca daha zevkli.

4- Üzüm, hoşmerim ve tahin helvasını ekmekle yerim. Diğer tüm tatlı yiyeceklerden sonra su içmeden tuzlu bi yiyecek kesinlikle yiyemem.

5- Uzun bir süre boyunca sürekli aynı ritimde öten telefon, alarm, zil ve benzeri şeyler beni çıldırtır. Hangi ortamda olursam olayım o nesneyi susturmak için elimden geleni yaparım.

6- Gazete ve kitap okumaya başladığımda ilk önce son sayfalarını okurum. Özellikle kitabın son sayfasını okumadan konuya odaklanamam. Ve okuduğum kitap kahramanlarını tanıdığım yada tanımadığım bir insanla mutlaka özleştiririm.

7- Bir kişi ile msn yada msn vari şeylerde konusurken gercekten merak etmememe rağmen soru sorma durumum olduğunda soru işareti kullanmam. Sadece ciddi anlamda merak ettiğim konularda soru sorduktan sonra soru işareti kullanırım. Cümle başlangıçları hariç büyük harf kullanmaktanda nefret ederim. yazıda bağırmacaymış gibi gelir, ve düz yazıda noktalama işaretleriyle aram iyi değildir. Sınav kağıtlarında bile kullanmamam nedeniyle hocalardan çok küfür yemişliğim vardır.

Bazen hayatta insanların herşeyden vazgeçmeleri gerekebilir. Yinede vazgeçemeyeceğim yada hiçbir zaman vazgeçmek istemeyeceğim 7 şey;

1- Ailem
2- Eliza
3- Bilgisayarım, telefonum ve telefonumun kulaklığı.
4- Yastığım.
5- Melek kolyem.
6- Sarı şeritli uçlu kalemim - herhangi bi sınavda onu kullanmazsan sınavımın kötü geçeceği gibi garip bi inancım var-
7- üzerinde tag olan converse mi superstarmı olduğu konusunda karar birliğine varılamamış olan ayakkabılarım.

Böylece mim'imi bitirir ve mim'i beni izleyen ve yapmamış olan herkesçiklere gönderirim.

28 Ağustos 2009 Cuma

Kin kırdı her okşamak istediğimde seni.

Athena'nın Yalan şarkısı kulagıma takıldı yine severek dinledıgım, dinlerken bi çok sey kurguladıgım bi şarkıdır kendisi. Özellikle 'aşk nefrete ne yakınsın kısmında' derin düşüncelere daldığımdan şarkının geri kalan kısmı pek umrumda olmaz. Aşkın nefretle olan yakınlığı hep imkansız gelmiştir bana. Tamamen zıt kutupdadırlar. Aşk en yüce duyguyken nefret bi kişiye duyulabilecek en kötü duygudur.O yüzden 'en büyük aşklar kavgayla başlar' ibareside okulda hocaların öğrencileri bir arada tutma amaçlı uydurdukları renkli bi yalanmış sanırdım. Ve belkide bu tezimi dogrulamak amaçlı hiç bir aşkıma nefretle başlamadım ama %98.7 sini nefretle sonuçlandırdım.



Daha sonra farkettim ki aşk da nefrette insan oglunun tadabilecegi en yogun duyguların zirveye ulastıgı an, o yüzden bir çember üzerindeki 2 nokta gibi birinden yola cıktıgında varacagın nokta diğeri oluyor ve 2 duygu garip bi paradoksun temellerini atmıs oluyorlar. Eger birine aşıksan yediğin kazığın sonunda -ki ben her aşığın kıçına yiyeceği bir tekmenin olduğunan inanırım- nefret etmen çok kolay oluyor. Her nekadar bazen nefret mi ettiğini yoksa Leyladan daha bi aşık olduğunu anlayamasanda. Oysaki hoşlanma vari duygularda (+) lar ve (-) ler birden nötr oluveriyor. Ama aşk ve nefret denen duygu piç gibi ortada kalıyor.



Bu duygular eşliğinde bir yandan yeni sürüm olduğu için uzun süre bakarsam alışırım belki düşüncesiyle ilk defa bilgisayar görmüş bir insan oğlu edasıyla messenger'ıma bakıp bi yandan da yeni yeni muhabbete başlamış oldugum oğlanla konusuyordum. sonra birden gözüm messengerın altında kişi listemde bulunan insancıkların neler yaptığını bildiren kısıma takıldı.

Yus, ayşe adlı kişinin ağına katıldı.

Bu yus hangi yus diye uzun bir süre düşündüm. zira tahmin ettiğim Yus'un kişi listemde yeri yok diye anımsıyordum. Beynimi pek fazla yormayayım düşüncesiyle ismin üzerine tıkladım. Gördüğüm profil resmi yaklasık 1000 gün geçmesine rağmen kalbim bi an hızla çarptı sonra midemde havalanmaya çalısan kelebekleri sert bi hamleyle durdurdum.O, sarı t-shirtüyle onu ilk gördügüm anı anımsattı bana. Beni kendine aşık edene kadar gözlerini gözlerimden ayırmadığı zamanı, 2sn geçmeden beynim eror verdi ve kendine geldiğinde anımsadığım tek şey ondan nefret ettiğim an gözlerimi gözlerinden ayırmadan onun bana yüklediği anlamın tam tersini ona yüklemeye çalıstıgım andı.Ve ben 'X' butonuna basmadan önce duygularımı zaman aşımına uğradıkları için rafa kaldırdım.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Zaman mı değişti? yoksaa biz mi?

Yaklaşık iki senedir hangi kordinatlara ait olduğumu bilememe sendromu oluştu bende. Bu zamanlar ise hat safhaya ulaştı kendisi. Yerleşik hayatı keşfedememiş göçebeler misali mevsim şartları doğrultusunda konum değiştirme yüzünden olsa gerek bu. İlk başlarda yaşamak zorunda kaldığım şehirde, ait olduğum şehrin hayaletleri bulunurdu hep. Pek de yabancılık çekmezdim bu nedenle. Şu an ise ait olduğumu sandığım şehirde bile tanıdık silüetlere rastlamak eskimo'lara rastlamak gibi bişi oldu benim için.
Bu aralar dışarıya sadece alışveriş, bi kaç banka işi, nadir olarakta birileriyle takılma amaçlı çıkmaktayız. Geçen gün bu kısır döngüyü yok edelim - yumurtamı tavuktan çıktı, tavukmu yumurtadan paradoksunda yeni bir çığır açalım - düşüncesiyle Ayşegülün nerde ne yaptığını öğrenme amaçlı kitaplar aldığımız kütüphaneye doğru gitmeye karar verdik. Sadece bizim aldığımız, kitabın her sayfasında işaretimiz bulunan, her satırını ezbere bilmemize rağmen gebere gebere okuduğumuz, kütüphane görevlisi kendini hala 80lerde sanan kadının bize hediye olarak vereceği günü heycanla beklediğimiz kitabı alma sevdası sardı dört bir yanımızı.
Fakat lakin senelerdir orda bulunan kütüphane yok olmuştu, tam kapısında durup 'nasıl olur lan nereye uçmuş bu kitaplar? uzaylılar bizim kadını kaçırmışlar mıı?' diye sorucakken Eliza 'As çaktırma sağdan sağdan' diye komutlar verince yeryüzünede inmem zor olmadı. Kitapları geç götürdüğümüz her zaman duvarda asılı olan yazıyı bize gösteren, her yazı yazmak zorunda olduğum zamanda 'kızım ne bu yazı düzgün yazsana bir de kız olacaksın' dediğinde 'doktor olucam ben ona alıştırma yapıyorum daa' gibisinden saçma salak cevaplar verdiğim, içeriye her girdiğimizde telefonun üzerindeki danteli görüp gülmemek için kendimizi zor tuttuğumuz, 'lan bu burda altın günüde yapıyordur'gibi geyikler yapıp kakakikiki diye güldüğümüz, ergenliğimizi verdiğimiz kadın-kitaplar-kütüphane üçgeni yok olmuş.


Sonra ada cafe 'ye dogru giderken etrafıma şöyleee bi bakındım, ısrarla tanıdık yüzler aradım boş bir çabayla. Neyin değiştiğini, nasıl değiştiğini,neden değiştiğini, benim ayaklarımın yere basmadığı hangi zaman diliminde değiştiğini kavrayamadım ama geride kalmış o günleeeeer. .

25 Ağustos 2009 Salı

1357

Batan güneşlerdeyim yine. Odanın duvarları kitleler halinde sıkıştırırken ruhumu boğazımdaki acı tadı yüreğimde hissedebiliyorum artık. Gölgem bırakmıyor peşimi ve o bırakmadıkça zarlarım hep 7 geliyor. Huzursuzum, gerçekleştiremediğim yada beynimin bir köşesine buruşturup fırlattığım eylemlerim itiyor beni uçurumun kenarına. Gökyüzüne baktıkça daha bi batıyorum dibe.
Huzursuzum. Sarı yaprakta sararmış duygular,ilk baharda son baharı yaşayabilmek, yüzümün pürüzüyle çizgilere basabilmek bu sabahki sesimi anımsattı bana. O gözlere tekrardan odaklanabilmek belkide, o sahipli gözlere doyamamak. Arka koltuk ve içimi ikinci kez yakan o arka koltuk. Kızılımsı tadı yok bu sefer, parfümü az etkili, tılsımı bozulmuş..
Huzursuzum, rakamlar kurcalarken beynimi sabit fikirlerle sabit seslerde kulağım. Göremiyorum ve göremedikçe daha bir hırçınlaşıyor ellerim. Küçük, çaresiz ve yıpranmış ellerimde görüyorum ruhumu. Fazla bakımsız. Fazla vurdumduymaz. Alışılmamış yazılardalar.
Huzursuzum 02.57 daha bir arttırıyor huzursuzluğumu. Konusamamak yada sesini duyuramamak. Midemde ruhumla birlikte kirlenmiş ve temizlenmek için hap kutularında gözleri. Cesaret bulabilseler yada sevilmediklerini bilseler pislikten kurtulabilecekler belki. Belkide bu bir yanılsama. Hayat fazla afilli.
Huzursuzum bırakın bulutlar bugün sadece benim için ağlasın. Yaşayamadıklarım çığ gibi büyürken tatmin duygumu bastırsın birileri ve bırakın o göz yaşlarında tek başıma boğulayım.

20 Ağustos 2009 Perşembe

Deli maaaavi.


Platonik aşkları severim ben. karşılık bulmadan karşılık beklemeden ama hep karşılık bulacakmış gibi heycanla beklenen aşkları. Amaç farkedilmek olmadan, gözlerin buluşma anı 2snyenin 3456789567890 kelimeye sığan tadını. ismini hiç bilmemeye rağmen Ona yazılan tonlarca yazının hazzını. O'nunla karşılastığında yürümeyi, konusmayı ve daha bir sürü insanlık vasıflarından mahrum kalmayı. Görüş acındaki her ayrıntının simsiyah olmasını ve arka fonda 'love story' tadında bir müzikle sadece onun silüetinin belirmesini.


Elizanın ' ahaa As zombiiii' demesiyle bir kaç etrafa bakınma evresi sonrasında gördüm zombiyi. her zaman gördüğüm yerde, sevdiceğiyle elele gözümün önünden geçtiği yerde, takip etme eylemlerine giriştiğim yerde. Oysaki üzerinden ne çok zaman ne çok insan geçti. Farklı gözlerde farklı anlamlar bulmama rağmen 'deli mavi' şarkısını dinlediğim her an iliklerime kadar hissederim onun gözlerindeki maviliğin anlamını. garip bir mavisi var gözlerinin buz mavisi sanki, soğuk bir mavi, ama baktığın anda içinde alevler kopartabilen bir mavi.
Koskoca bir hayatı saniyelere sığdırmaya çalışsamda severim ben platonik aşkları.

Tarih tekerrür etmez. Bunu hangi manyak söyledi?

Karanlık bir kutu bu. İnsanın karakutusu kurukafasıdır diyen uzak arkadaşımın, ayaklarını sallaya sallaya oturduğu duvarın üstünden üzerime kağıttan uçaklar attığı gece! Onun havaalanı olduğum saatlere yargısız sadakatlerin çöküşü! Kur yapan bir karınca yuvası vardı gözbebeklerinde! Hüznün çiçeği pek yakışır sevgilinin ağzına! Hafif hafif ısırır! Kıpkırmızı bir elbise giymiştir ve sonsuza kadar da çıkartmayacaktır onu. Bir savaşa gidiyordur; öldürecektir! Barış yanlısı olamayacak kadar talihsizdir!Kemanla piyanonun gücünü gözler önüne seren nefis bir melodi olarak hatırlanacaksın sen çocuk! Düştüğün adada, sahilde yaktığın ateş gibi parlayacak göğsüm sen beni yaşattıkça!

Bileğimi kestim / bileğini kestin: ordan çektiğimiz iki damarı bağladık birbirine. Artık büyük dolaşım'ın adı, SEVDA'dır! İçimde hissederken kanını, bu şehrin daraldığını / aşağılara doğru genişlemek istediğini düşünüyorum. Kanın beni üşütüyor. Sen sakın menenjit olma, e mi?!

'Hiçbir şeyi unutma! Ben unutmayacağım!.' diye fısıldamıştın kulağıma otobüse binerken. Arkanda seni seven adam duruyordu. Bakışlarımı kaçırmıştım. Bakışlarımı kaçırıp yüzümden fidye istemiştim. Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz! Ben bunu biliyorum, su biliyor, bardak biliyor; bir sen bilmiyorsun! Seyahat acentaları önünde ayrılan, orda kavuşan, orda bir tutkuya büyümesi için izin veren insanlardan bizi ayıran nedir ki.. Ayrılığı dört tekerleğin yönüne bindiren mi suçludur, o dört tekerleğe bir beşinci tekerlek olarak eklenen mi?! Ansiklopediler açıklayamıyor bunu! Dallı budaklı bir bedende, teras katındayız! Bütün görüp görebileceğimiz: HAYAT! O yüzden zar tutma, kağıt kurma, taş çalma aşkın peşinde koştururken!

Kök salmak, bitkilere has bir özelliktir; sen tek bir yere yerleşemezsin. Geleceksin. Seni ölüme, aykırılığa, başkaldırıya davet eden, ait olduğun, bu soktuğum cehenneme geleceksin. Bir çeşit love story meselesi! Ama cesaret, biraz da büzük meselesi! Sesim duyuluyor mu?! Sesimi işitmeye çalışanların kulakları var mı?!

Gece otobüslerinde cam kenarı masalları. Gece otobüslerinde valizlere, çantalara doldurulup götürülen onca an! Gece otobüslerinin seveni karartan o soluk, sarı ışıkları! Karanlık bir kutu bu. Karanlığı yasallaştıran, karanlığı bir güç gösterisine dönüştüren, aydınlıklarla sınırlı olduğunu kanıtlayan bir kutu bu otobüs! Muavini çağır yanına ve ona de ki: 'ben asla gelmemiştim, asla da dönmüyorum!.'Zamana arka çıkan kahramanlar, yiğitlikler-trajik çelişkiler ve bir boka yaramayacak hüzünler için yakınlaştık seninle. Yeni yıkanmış bir salkım üzüm gibiydin şarabını saklayan. Ben Ortaçağ Avrupası'nı anlatan uzun metrajlı, biraz yavan, biraz vakit geçirtici bir filmdim; sen ise Nirvana'ya ait şık bir klip! Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez, greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır, kaza riski yüksektir, amatörce uğraşılır! Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ise rüyaya!Yolculuklar neye ulaşma isteğidir?! Bir inkar, bir veda, bir çarpışma, bir yaralanma nedeni midir?! Böyle siktirip gitmek, geride kalanı sahnede zorla Stand Up Tragedia oyuncusu kılmaz mı?! Bu kılınan, farz mıdır?!Otobüslerin hiç mi vicdanı yoktur?!Gece otobüslerinde kurduğun hikayeler, walkman'de dinlediğin ezgiler.Gece otobüslerinin konakladığı tesislerde birkaç lokma atıştırırken kendini farklı bir açlığa ve susuzluğa gömülü bulman. Gece otobüslerinin kırgın, ezik, yılgın yolcuları! Heeey, size diyorum! Otobüsümüz asla mola vermeyecektir ve siz ihtiyaçlarınızı gidermek için bambaşka aşk yolculukları yapmak zorunda kalacaksınız. Bu dediklerim menenjite yol açmaz değil mi?! Sen frengi de olma!

Karanlık bir kutu bu otobüs. Buğuladığın cama birşeyler yazmaya çalışırken sen, hareket ediyor araç. Bakıyoruz ardından. İşte gidiyorsun! Gidiyorsun işte! Bir kenti terkediyorsun. Belki de sonsuza kadar. Sonsuzluk neyse, ne halta yararsa, sonsuza kadar terkediyorsun belki de. Kaybolan farlara, stop lambalarına şöyle seslenmek geliyor içimden:
'Ben bir silahım! Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan!'


K.İ

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Yaşasın kemik kardeşliğiii!

Hani ' seni sevmeyen ölsün' diye bi tabir vardır ya. düşündüm de bu tabir insanın kendisi içinde geçerlimi diye. sonrada düşündüğümden hiç bişi anlamadım.
2 gündür kendi bilgisayarımda ikamet edememekteyim. Sarı'nınkine muhtaç modlarında.(evde beslediğimiz evcil hayvan tadında sevdiğm kardeşimdir kendisi) pek muhterem kuzucuğun bilgisayarı yine bozuldu tıpkı bu aralarda ki sinir sistemi gibi. şifre sıfırlama olaylarına gireceğimiz için bize geldi. sonra halledemedik dedik bu bilgisayar formata muhtaç. Şizoya ricala emir arası bişiler ettik. ok so cevabınıda alınca eliza uctu bilgisayarı vermeye. bu arada agırlık yapmasın düşünceleriyle kendi şarj aletini almamış oldugu için benimkini götürmek zorunda kaldı. giderken caktırmadan telefonuda götürmeye kalkıstı ama yemezler bebeyim.
Benim tosba şarjla dolu ama gelgör ki ben kıyamıyorum o şarja. dün aksam actım tele bikac sarkı atayım, uyumadan önce bi konser cekeyim kendime diye ama gözüm hep şarj ibresinde. anam bitti bitcek diye ödüm koptu nete bile girmedim. diyorum As ihtiyacın olsun, nete girmeyi cok istediğin zaman girersin diye. ama sanırım ben aygıtı alana kadar o zaman hiç gelmicek. yinede sarının ara sıra bazı bazı insan olması işime yaramıyor değilmiş bi tek onu anladım.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Tüm operatör adamlarının kıçına mesaj kaçsın.


Odamda oturmusum öle o site senin bu site benim dolasmalardayım. 'tık tık tık' mesaj sesini duyunca bi irkildim aman tanrım 657890 yıl sonra bir mesaj aldım sevinciyle kalktım salona kadar koşar adım mesaja bakmaya telefonuda az önce okudugum kitabın arasına ayraç niyetine bırakmısım. Alıp bı baktım lanet şeyi görmez olaydım.anasını sattımın rehberinin arasından gele gele telsimden mesaj gelmiş hemde yaşadıgın sehirde arkadas bulup bedava mesajlas diye. sanane be ben arkadas bulmak için snamı kaldım? tamam şuan pek arkadasım kalmadı ama ben istemiyorum. istesem 1milyon insanı köpek ederim,ben sana bi arkadas bulayımda kıçına sok telsım adamı demek istedim. ama sakince bıraktım telefonumu kitabın kenarına diger telefonuda kitabın arasına bırakmış bi sekilde geldım odaya. 2sn sonra telefon melodim zırıl zırıl çalmaya başladı. 3 şans verdim kendime dedim ya eliza ya kaya yada dilfi. sanki kitap bana sinyaller vermeye çalısır gibi yine arsından aldım teli sakince actım kapagını '4441500'.Şakamısınız siz saygı değer operatör insanları uğraşmayın benimle!

Amaninaa

Yine beynimde ampullerin yanması ve lanet elimin tema sitelerine dalmasıyla blogum salakımtırak bi hale döndü. kıçıma batmış gibi değiştirdim onu sonra begenmedım hooop güm bu temayı geçici olarak kullanmaya karar verdim. zaten afilli şeyler canımı sıkmaya başladı bu aralar. herşey düz olsun istiyorum. yüksek ses duymayayım mümkünse, renkli insanlar, pınçırıklı elbiseler, çeşit çeşit desen desen kıyafetler olmasın. çoğu seyden sıkıldıgım gibi yazdanda sıkıldım artık. ben zaten sevmem pek yazı maksat tatil olsun. giysem botlarımı taksam şapkamı üşüsem falan. kışı özledim sonbaharı daha çok özledim ama anasını sattımın denizlisinde olmuyorki şöle bi sonbahar kış. şimdilik kış gelmesede hayatıma ekşın gelsin istiyorum, yaklasık 2 aydır tel bile kullanmıyorum. bi flörtözüm bile yok. ben ne istediğimide bilmiyorum ama ne bileyim yine de bi kıpırtı olsa fena olmazdı. yok yani simcikler yapıcam soy ismini koyabilecegım bi varlık yok.
saç rengimde değişsin istiyorum artık ama istedıgım bi renk yok şuan rengini seviyorum ama cok sıkıldım. şimdi anlıyorum insanların uzuuun süre cıkmalarının sonucunda nıye ayrıldıklarını. can bu sarıda ister kırmızıda siyahta.
eğer biraz daha bakarsam tospamla aramda bi aşk filizleneceek
Amaninaaaa!

12 Ağustos 2009 Çarşamba

yuppoowffffff


Sonunda Balkes il sınırları içindeki evime kavuştumm. hemde huzur, çiçek, meyve, salıncak, biraz gürültü, ördek,priapos, eliza sonrası. içimdeki anlamsız keyifi anlamlandıran şeyler bunlar sanırım. ama büyük bi mutsuzlukda var üstümde, kakikiki diye gülerken manyak gibi ağlayasım geliyor. 6789056789 parçaya bölünmelerdeyim yine. es es hayalleri belgelenmiş bi şekilde yüzüyor şimdi. gözünü sevdimin dünyası bi kerede şu tarihlerde şu yaratığında kendinle gurur duymasını saglasana be. hadi be hacı!

bide o kadar rüya gördüm hep iyiye yorumlanan, ciddi anlamda fal baktırdım. bazen düşünüyorum acabaaa diye ama yok canım fal baktırdıgım için mi olmcak ben beynimden problemlisem adamlar napsın. ahh ahh yeni yeni hayallere dalmam gerekiyo onu nasıl yapcam bilemiyorum. ben kendi kendimi kandırmak konusunda aptalımdır, ama Elizaya karşıda sorumlu hissediyorum. ben isyan bayraklarını çekip yurttan çıktım şimdi ebük sebük ev falan, gönlüm onun yurtda kalmasına razı değil ki. bide gittiğimde nasıl rahat kalıcam onu bilmıyorum, önceden yurtta kalıyorduk yer bulamayınca. ne yapsam ne etsem nerelere gitsem bilemedim.

yine yazma şevkim kırıldı. As uçar.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Eliza ' ya.

Eliza yarın, saat itibariyle bugün direksiyon sınavına girecek. beynim onunla baya bi meşgul. salak Şizo'nun pcyi düzgün yapamaması yüzünden de nete giremiyor ve ben onun durumundan haberdar olmadıkça beynim de rahatlamıyor.
En son bıraktığımda pek hatta hiç iyi değildi çünkü. söz konusu Eliza olduğunda Sü'ye bile sinir oluyorum. normalde seviyorum Sü' yü. yaş olarak küçük olmasına, aramızda ara sıra olusan kıskançlık nöbetlerine rağmen iletişimimiz oldukça iyidir. ama bugün Elizayı çizgisinden saptırdı. O yüzden kızgınlık sınırlarımın baya bi üstünde.

Sinir nöbetlerinden sonra yarım saati aşkın bi mesafede sadece 3 kelıme konustuk. böyle durumlarda aptal tesellileri yada şebeklikleri yapamıyorum. kilitlenip kalırım. gerçi konussamda onun başını agrıtmaktan ve sinirlerini daha cok bozmaktan başka bi işe yaramayacağımı bildiğim için susarım. . susarız. .
Umarım sınavın iyi geçer. Tüm meleklerim seninle Beb.im . .

31 Temmuz 2009 Cuma

Aşk Meşk yok!


O kadar güvensizlik yaşadığımdanmıdır, başkalarının ilişkilerinin iç kısımlarını bildiğimdenmidir anlamadım ama aşk olayları iyice abartı gelmeye başladı artık. çevremde baya bi aşık insan var aslında aşık demekte doru değil o yada bu şekilde ilişkisini ay'lar' ca sürdürebilen insanlar. ilişkide sevgi olmazsa olmazdır ama bir insan sevgilisinin arkasından onunla ilgili iş çevirebiliyosa ne kadar sevgi olur bilemiyorum.

Az önce bir arkadasımın aşk hikayesini dinledim, mükemmel aşıklar sorsan ama cocugun kızın arkasından unutamadığı eski aşklarını dinlemek bu hikayenin mükemmelliğini oldukça yıpratıyor sanırım. sonra düşünüm bi denizlide bi arkım var 7 senelik sevdiceği var hatunun ama sorsan o kadar mutsuz ki aşk denilen şey uçup gitmiş, herşey monotonlaşmıs artık. bide evlendiklerini düşünemiyorum bile. garip geliyor ilişkilerdce insanların birbirlerini bu derece yıpratmaları.

Böyle gördükçe daha bi soğur oldum aşk olaylarından. Aşık olmayı severdim ben. midemdeki kelebeklerle uyum içinde uçmayı. her cümlemin sonunda ' bu arada ben aşık oldum. daha önce söylemişmiydim?' demeyi. aşık oldugum kişiyi gördüğümde şaşkın ördek bakışıyla kelimeleri cümlelere cevirme çabalayışlarımı falan. artık çok uzak gözüküyor.

Keşke inancımı bu kadar yitirmesedim.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Onca hayal kırıklığı, haydi seç beğen.

Kendimi kocaman bi boşlukta hisseddiyorum. kapkaranlık bi boşluğun ortasında. saçma ve amaçsız. aslında hayatımda okadar çok amacım oldu ki bunları bir bir gerçekleştirememek amaçlarımı saçma yapmaktan başka bi işe yaramıyor. aynaya bakıp mide bulantısı yaşamanın gerçek anlamı bu olsa gerek. kendimden nefret etmemin diğer bir ifadesi.Resmen 'hayallerimizi' yok ettim. bilerek isteyerek değil ama bunu aptal kişiliğim, olmayan zekamla mahvettim. babamın her 'tercihleri napmayı düşünüyosun bebişim' dediğinde. 'canım babam senin aptal, gerizekalı, mal kızın - annemle akrabada değilsiniz nasıl böyle moron oldum anlamadım- 10-15 puan fazla yapabilseydi bir tercih yapmayı düşünebilirdi' dememeye zorluyorum ama sözcükler bir türlü azımdan çıkmıyor.herkes bu duruma bu denli sinirli olmamı saçma görüyor olmalı. bu gün dershanedeki rehberlikçi bile malmışım gibi baktı. ' bence 2 senen kalmış okulunu bitir sonra istersen 2. üni okursun bırakman mantıksız.' neye göre mantıksız? kime göre mantıksız? ben sadece mutlu olmak istiyorum 2 senem boşa geçmiş, yaşım problem olcakmış bi gram umrumda bile değil. tek istediğim mutluluk ve huzur. ama beni bi türlü bulamamakta ısrarlılar.


Eğitim öğretim hayatımda anasınıfı ve ilkokuldan sonra mutlu oldugumu da pek anımsamıyorum zaten. orta okul sınıf savaşımlarıyla çekilmez bir haldeydi, lisede en istemediğim okula gittim ki gitmiceme dair yeminler ede ede 3 sene. . sonra öss belası oda 12 tercih arasından gitti ve en istemediğim şehiri buldu geldi. şaka gibi. onda da 2 seneyi bitirdim ve hala şansımı zorluyorum. ama bu sefer inanmıştık, güvenmiştik. böle düşündükçe kendimi daha bi sersem hissediyorum. bu kadar başarısız olmak zorundamıyım? bana güvenenleri göt gibi bırakmak?
beynim çok yoruldu, ne yazıkki psikolojik savaşlar beni daha fazla insan yapmaya yetmedi, yetmiyor!

Elizadan 45678905678 kez özür diliyorum. Hayallerimizi yıktığım, lanet beynimi çalıştıramadığım için.
Babişden özür diliyorum kendime bu derece güvendirdimğim için.
Ve kendimden de özür diliyorum kendime bu derece inandığım için!

26 Temmuz 2009 Pazar

Ben vursam kendimi vuracaktım!


Kendimi ejderha gibi hissetmeye başladım yine bugün. genelde ateşlendiğim zamanlarda bu duyguya kapılırım ama havanın bu derece sıcak olması huh desem azımdan ateş topları çıkacakmış gibi bi hisse kapılmama sebep oluyor.
Ne kadar boş bir gün geçirdiğimi anlatamam. Msnimdeki herkesi 'bi siktirin gidin be' diyerek savalı uzun zaman oldu ama ben bugün yalnız hissediyorum. nette yabacak hiç bişi kalmamış, 567890 saat kitap okuyunca normal hayata dönemiyorum,34567890 saat uyuyuncada rüya aleminden çıkamıyorum. Hangi hayattayım sapıttım.
keşke biri beni vursa falan da action yaşasak :/
odanı götürüyorum; imza bok.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

böüğğğ


*Yine beynim kırmızı sinyallerini vermekte. Sinirliyim.
Önümdeki seneyi düşündükçe de daha bi sinir yapıyorum. Ve şanssızlık konusunda çok fazla başarım olduğu için kendimi siğirli bir değnekle lanet bi kurbağaya çeviresim geliyor.- önce moron togiyi çevirirdim ögle bi değneğim olsa. zaten onu çevirmekte pek zor olmazdı tip itibariyle benzerlikler içermekte kendisi.-




* Sanırım insanlara tahammül edemiyorum. yok yani yapamıyorum. hele aklım başka yerlerde olduğunda ki çoğu zaman dünyala bağlantımı kesmiş, şaşkın ördek bakışıyla dolaşırım. ayrıca eve gelen misafirlerden kadının konuşması sivrisinek vızıltısı gibi. bazen insanların sadece maymunlardan değilde farklı farklı hayvanlardan geldiğini düşünmemek için iç savaşa giriyorum.

21 Temmuz 2009 Salı

Msnde nick olarak sevgisi ve kendi ismini sevgi pıtırcığı olarak yazanlara ayar oluyorum. Oldum!
Samet (L) Özge.
Kaan (L) S*
Burhan (L) Aslı
skob (L) elup (!)
ıvır zıvır.

Lanetli As.

Eskiden çok eskiden ben daha çok küçükken
Henüz cennet plaji otopark olmamişiken.
Mercanlarin arasinda küçük baliklar vardi.En güzellerin el boyunda kavuniçi olanlardi.
Bir gün bir rüya gördüm o kavuniçi balik benmişim.
Büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim.


Sanırım birileri tarafından lanetlendim. Elizada böyle düşünüyosa bu kesin dorudur. ama lanetlencek kadar ne yapmış olabilirim onu merak etmekteyim.
Bugün 2 kere otobüste kaza geçirme tehlikesi atlattım. ne zaman otobüse binsem bi bokluk oluyor, sanırım negatif enerji durumları. mutfağın lambasını bile bi dokunusumla yine patlattım. bu enerji konusunda kendime cinayet planları bulmalıyım. iyi fikir.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Biri bana format atsın!





* Sinirliyim, gerginim, sıkıntılıyım, huzursuzum, bir garip hallerdeyim bi kaç gündür. oysaki Elizayla geçirdiğim güzel bir tatil dönüşündeyim. evet güzel hatta bu zamana kadar geçirdiğimiz en haraketli tatil olmasına rağmen sıkıntılar her bir yanımı sarmış durumda.
Bilgisayarımın dengesiz haraketlerinin yanında Elizaylada saçma sapan sebeplerden tartışmamız sıkıntılı durumumu sinirli hale getiriyor ve ben bu durumdan oldukça rahatsızım.




*Bunalıyorum. göğüs kafesim kalbimin atmasını engelliyor sanki. beynimin içini bremen mızıkacıları işgal etmiş durumda, göz kapaklarımı açmam ise yüzyıllarımı alıyor sanki ve ben kendimi hiç olmadıgı kadar mutsuz hissediyorum.

*Anniş ve Eliza benim hiç bir zaman mutlu olmayı başaramadığımı söylerler. nankörmüşüm çünkü elimde olanların değerini bilmekte acizmişim. evrendeki tek sorunlu yaratık benmişim gibi davranıyolar. şizofrenim sanırım. akıl hastanesine gitmek için sabırsızlanıyorum.


*Ve bugünlerde fazla karamsarım farkediyorum. yarın yaşayacağımdan emin olmadığım halde yarın başıma gelebilecek kötü şeylerin yasını tutmakta ustayım. bu konuda ödül bile alabileceğimden eminim. tek başarım bu olurdu heralde.


*Sinirliyim, evet bi hayli sinirliyim. Elizayla tartışmayı başarabildiğimiz için. boktan suçlamalarla olmayan tadım daha cok kacıyor. tebrikler As'a.

*Bazende yalancıyım. farklı rollere merak sardım bu aralar. Zar Adam özentisi demem belki daha doru olur. başka bi ruh istiyorum belkide, kim bilebilir.

* Köpek gibi pişmanım. geçmişte yaptığım tüm hatalar yüzünden. beynimin bir kısmını bunlara ayırdım ve günün belli saatlerinde klasörü açıp 'keşkeler saati' yapıyorum.


* Dengesizim. kim gibi bulamadım ama dengesizim işte.

*Ve kendimi kontrol edemiyecek kadar güçsüzüm. Saçma bi post yazacak kadarda aptal.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Ben özgürüm, sadece özgürüüüm.

Aman Tanrım çalışma hayatı denen şeyde neymiş öyle. artık tattım biliyorum ne kadar bilmemenin daha güzel olduğunu bilsemde. hayata dair olan toz pembe hayallerimin tozu bile kalmadı yani o derece.herşey 5 gün önce Eliza'nın desteğiyle, aynı yerde çalışmaya başlamamızla başladı. ilk zaman ohhh mis bütün gün aynı yerde birlikte çalışıcaz hem bunun içinde para alıcaz diye düşündüm. kebap dedim ama o hayat hayat değil. anniş derdi 'sen insanlarla ugrasmadın daha, emir almak ne demek bilmiyorsun, para nasıl kazanıyormuş öğrenmen lazım artık mik mik' inanmazdım. amaaan öğreniriz derdim. öğrendiklerim kıçıma kaçtı.arada bi dinlenme falan olsa bide kendine ayırabıldıgın zaman olsa ve pislik patron patron kavramı konusunda sınıf ayrımına gitmese herşey daha farklı olabilirdi.

5 gündür özel hayat diye bişi kalmadı sabahın köründe git aksamın bilmem kaçında dön eve bide adam uykumuza bile karısmaya başladı ya. 'Eliza yine As' lardamı kalıyosun. bak rica ederim uyuyun akşam.' hayır ordaki zaman sürecinde zaten 1500 tane emir veriyosun sözle yada gözlerinle bırak akşamımız bize kalsın. hem zaten o yorgunlukla o bar senin bu bar benim gezmicez heralde.

nese bitti gitti ve biz tatil planlarını kurgulamaya başladık.

kendimi kafesten çıkmış bi kuş gibi özgür hissetmeyi ne kadar da özlemişim.

kanatlanıp uçasım vaaaaar!

3 Temmuz 2009 Cuma

ah be kader ahhh!


artık pizza görmeden de 536278567890 tlm olsun istiyorum. netin basında aksama kadar yapcak bişi bulamamak istiyorum. martin eden' nın kendini nasıl geliştirdiğini öğrenmek istiyorum. bi taaaneee 2liii diye bagırmamak istiyorum. aptal bakıslara maruz kalmamak istiyorum. elizayla oturup, teknolojik aletleri ortadan kaldırıp saatlerce sacmalamak istiyorum. tüm insanlar normal bi beyine sahip olsun istiyorum. saat 12yi gectiğinde külkedisi yerine uyuyan güzel olmamak istiyorum. Hacı sakallarını kessin istiyorum.piç olan erkekler intahar etsin istiyorum. ben aslında sadece kanatlarım olsun istiyorum.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Çürük elma

Dün gece uyuyamadım çünkü aramızdakilerin bittiğini biliyorum.
Artık acı duymuyorum çünkü aramızda olanların ne kadar gerçek olduğunu biliyorum.
Ve eğer ilerde, uzak bir yerlerde, yeni hayatlarımızda birbirimizi görürsek sana neşeyle gülümseyeceğim ve o yazı ağaçların altında nasıl geçeridiğimizi hatırlayacağım.
Birbirimizden öğrenerek ve sevgiyle büyüyerek. .
Aşıkın en güzeli ruhu uyandıran ve bizi daha fazlasına doğru uzandırandır.
Kalplerimize ateş ekip de akıllarımıza huzur verendir.
Ve işte sen bana bunu verdin.
Bende sana sonsuza dek bunu vermeyi umdum.



Şuanda kendini kayıp hissettiğini biliyorum.
Ama merak etme hiç bişi birden yok olmaz ve kaybolmaz.
Beden yıpranmış, yaşlanmış, eski ateşleri küllenmişde olsa yeniden alev alabilir.

Walt Whitman

25 Haziran 2009 Perşembe

Yok artık Lebron James !

Bir kaç gündür filmlerde yada kitaplarda kendi hayatımın bir bölümünü bana anımsatan bi nokta gözüme çarptı ve beni kendi etrafında döndürmeye başladı. ve filmin yada kitabın o bölümlerinde neden gözlerimi yumduğumuda farketmemi sağladı diyebilirim.Hani bir film izlemeye başlarsınız ilk sahnelerde kahramanın başına kötü bi olay gelir ve siz 'ayy yazık ama hayat devam ediyor' dersiniz. sonra dakikalar ilerler ve olmadık yerlerden olmadık şeyler çıkar gelir ve kahramanı bulur bu sefer dersiniz ki 'bir insan bu kadarda belayı üzerine çekemez kii'. dakikalar hala ilerliyodur ve kahramanın başına hala kötü şeyler gelmektedir. ve siz dayanamayıp sonunda 'yok artık bu kadarda değil' dersiniz. ben pek dizi izlemem ama ortamda birileri izliyosa gözüm kayar yada bir iki fragman görürüm dizinin hangi yöne dogru aktığını saptamam zor olmaz. küçük kadınlar mı ne o dizide de ne zaman 1-2 kareye denk gelsem hep aynı cümleyi kullandığımı anımsıyorum.


Yok artık Lebron James!


----------------------------------------------------------------------------------



İşte tüm bu dizi,film, kitaplar gibi benim ilişkilerimde hep bu cümleyle sonlanmakta. aslında öyle aman aman da bi ilişkim olduğundan bahsedemem ama hayatımda iz bırakan erkek sayısı 4 hatta 3 demem daha doru olur.

İlk olarak bu kötü talihin bana bulasması Buny' le gerçekleşti. bu şahsiyet şu 4ün içinden çıkardığım kişi çünkü bununla ilgili olayları hafızamın en derin köşesine ittim ve geri çıkarmama konusunda da kararlıyım. Bu yüzden bunu es geçerek 2. feLaketimle davam ediyorum.

Buny'den az biraz sonra hayatıma girme girişiminde bulundu, daha önceki bi yazımda da bahsettiğim üzre bu kişi Yus. tam hayatıma gireceği zaman, herşeyi benim mululuğum için yaptığını ama benim onu iplemeyerek üzdüğümü söyleyip beni kendine bağlarken 'ciddi!' bi ilişkisinin olduğunu ögrendiğim oğlan. evet durum bu kadar vahim gerçi ilişkisinin ciddiliğide tartışılır herif başkalarıyla fingirdesin, flörtleşsin söz konusu bi sevdiceği oldğunda da ciddi bir ilişkisi olsun. yok artık!bu yus faciasını atlatıp üzerinden uzuuuuun bir zamanı sadece ufak flörtlerle geçirdikten ve erkeklere olan güvenimi tam kazandım diye düşündükten hemen sonra hayatımın 3. enkazıda karşıma çıkmış bulundu saygıdeğer, elizanında çok hazettiği(!) ; Hacı.

Liseden aşık olduğum bir oğlandı bu hacı. daha sonra feyste ekleşip msn olaylarına girince muhabbetimiz gelişti. ve aynı il sınırları içerisine girincede birbirimizin çekim gücüne yenilip sevgili sıfatını almamız pekde zor olmadı. iyimi oldu kötümü oldu bilemiyeceğim ama keşkeleri sevmediğim için oldu bitti diye geçiştirmeyi tercih ediyorum. aslında diğerlerinin ki yanında bu çok masum kalır. çünkü bunda bende hatalıydım. güvensizlik benliğimi okadar sarmıştıki daha ilk günlerden çocugu 'güven' kelimesiyle boğdum. 'ben sana güvenmiyorum. 2 günlük ilişkide nasıl güvenmemi beklersin. bana ne yaptıgını nerde olduğunu bildireceksin' ve bunun gibi birsürü laga luga yapınca çocukta buharlaşıp uçmayı tercih etti. haklımı tartışılır ama ben lanet olsun buda mı demek istemıyordum. ve bu aşkda burada bitmiş oldu. sonra sonra aradan pek bi zaman geçmeden karşıma nerden beladan çıktıysa burki faciası çıkıp geldi. tüm uğursuzlukları üzerime çeken ben yine bir afetle karşı karşıyaydım. bu sefer tecrübeli olduğum için korunabıleceğim tüm alanları saptamıştım ve bu sefer yara almamaya kararlıydım ki ufak bi sıyrıkla durumu atlattım.

Burki ye gelince onu hayalgücümde o kadar büyütmüştüm ki konusmaları, düşünceleri, davranışlarıyla sevgili moduna geçince hayal kırıklığına uğradım.çıkmadan önce nerde olduğunu ne yaptığını sürekli bildirmesine ayar olup 'yuhhara. artık nefes alıyoruuum aldııım yakında bunuda yazıcak, yaptıklarından dolayı madalya falan mı takmamı beklıyor' derken çıkarken olayın bütün büyüsü bozuldu sanki. birlikte vakit geçirme zamanıda arttıkca aramızdaki bağlarda yavaş yavaş incelmeye başladı. gerçi bu benim hissettiğim duyguydu ama o ilişkimize 3. bir kişi katmanın heycan vericeni düşünmüş olmalı pat feysinde başka bir sürtükle ilişkide yazısını görünce elizayla 'yok artık Lebron James!' dedik. sürtük demek doru olmaz aslıda iş bizim piçte elalemin kızı ne bilsin bu çocuğun sevgilisi var ilişkileride normal bi şekilde ilerliyor falan. neyse burki hernekadar durumun benim anladığım gibi olmadığını, bir idda ugruna gaza gelip yazıp bana haber vermekte geciktiğini, kızla şimdi görüşmek değil konusmadığını söylese bir sürü laga luga yapsada ben yermiyim? yemem tabi hele ki 4. vukaatını yaşayan biri olarak.


Bu olayda böylece kapanmış oldu ve ben artık filmin sonunda mutluluğu yakalayan kahramanlar gibi ölmeden önce son nefesimde mutlu olacağımı umuyorum tabiki bi kocam olurda ben ölüm döşeğinde yatarken yanında sütun bacaklı sarışın bi hatunla karşıma çıkıp bana ' yok artık! ' dedirtmezse.

21 Haziran 2009 Pazar

iyi iyi valla iyi ozamansaa. .

Aslında ondan sadece satır aralarında bahsetmek hoşuma giderdi ama uzun zaman sonra ilk diyalogumuzu, onun hayatıma 'lisedeki platonik aşkım' sıfatının dışında beni daha fazla tatmin edicek bi sıfatla girmesinden ve aynı hızla çıkmasından sonra ki değişmeyen diyaloğumuzu gerçekleştirdikten sonra sayfanın üst kısmına çıkmasını düşündüm.
- nasılsın?
+iyiyim sen?
-bende iyiyim napim işte. balkestemisin?
+evet. sen?
-yok istteyim ama gelicem. eee napıyosun, nasıl gidiyor?
+tatil yapmaya çalışıyorum.
-sanki çok ögrencilik yaptında şimdi tatil yapıcaksın ehehihih
-iyi iyi valla iyi ozaman :DD
+:D
sanırım bu diyalogun sonunun 'özlemişim bu muhabbeti, bende bende' diye biticeğini umuyordu ama onu hayalkırıklığına uğrattığım için son derece mutlu, mesut ve bahtiyarım. onu hayatımın geri kalan kısmından ve hayallerimden cıkartalı uzuuun zaman olmuş olmalı.beybifeys yüzünün o aptal sakal-bıyık karışımıyla hacıya dönüşmesinden sonra uzuuun zamanda hayatımı herhangi bi miniminnacık köşesinde bile yer alacağını sanmıyorum ki buda bana artık acı vermiyor. burki olayının son bulmasından sonra tüm acılarımı ruhumdan çekip alacagını düşünmüştüm oysa. gerçı bu bi varsayımdan ibaretti. o sokak, o durak, o otobüs ondan neler değiştirir bilmem ama bende bi kıpırtı bile olusturamcak artık. keşke içimdeki hafif rüzgarı yok etmek yerine fırtınaya dönüştürmeyi başarabilseyidi. .

19 Haziran 2009 Cuma

veee sonra..


Bu günlerde pek de havamda olduğum söylenemez. içimi acıtan garip bi belirsizlik var hayatımda. istiyorum ki şöööle bi kaç ay sonrasına gitsem hayatımda neler değişmiş görsem sonra bulunduğum zamana geri dönüp kafamda ona göre hayaller kurabilsem..

Yaklasık bir haftadır hayal kurmadan yaşıyorum ve bu benim için yaşamamaktan daha kötü bişimiş. gerçi daha yaşamamanın ne demek olduğunu bilmiyorum ama buda bivarsayım.
hayallerim yerini garip rüyalara bıraktı sanırım.sürekli farklı dünyalar içerisinde farklı duygular yaşıyorum. misal geçen akşam;


* ben denizlideymişim böle ordaki insancıklar var yanımda bide tanımadığım bi bonus çocuk var. burkide orda ayrıldığımızdan sonraki zamanlardan bi zaman ama. sora o bonus cocuk elimi tutuyor falan yakın arkadasımmıs ama tutuyor işte benimde kelebeklerim uçusmuyor değil. ki bonus sonuçta. ahh bilinç altı olayları.


ondan sonraki akşam;


* yine farklı bi yerdeyim mekanı tam hatırlamıyorum ama bulunduğum il sınırları değil. ve yine başka yere gitmeliymişim 12de trenım falan varmış. tanımadığım simalar var ve beni sonkez görmek istiyolar onlarla görüşmeye calısıyorum sonra baska bi mekana geçiyorum sonra Eliza'nın 'Aaaaas nerdeydin çooook korktum' çığlıklarıyla uykuma son veriyorum saat 13:05 civarı.


ve ben yine hangi rüyam bi gün gerçek olucak sevdasıyla deerin uykulardayım. .



18 Haziran 2009 Perşembe

beynimdeki ufak kalıntılar.

Aslında pek de tarzım olmayan fakat kulağımın bu kadar çabuk alışıp sevmesine şaştığım ritimler arasında geçmişe ufak bi gezi düzenledim. herşey masaüstümdeki 'BELGELERİM- ıvır&zıvır- DVD-masaüstü klasörü' ne girmemle başladı diyebilirim.
Aman Tanrım ne kadar çok yaşanmışLık(-ama) lar varmış orda inanamadım desem yalan olur. çünkü elizanın hayatıma girmesiyle bir sürü yaşanmışlık olusturduğumuzun bilincindeyim.
o değilde bizaman hayallerimin büyük bi kısmını olusturmaya, hatta beni gerçek hayattan uzaklastırıp 'leyla' yapmaya azimli olan başkasının 'mecnunu' gördüm. başkasının diyorum çünkü bana ait olduğunu sandığım zamanlarda bile başkasına ait olduğunu biliyorum. ama artık bunuda garipsemıyorum. karşıdan kuma olmaya yetenekli bi görüntüm var sanırım. metres demiyorum, demek istemiyorum kendime yakıştıramadığım bi tabir. hoş kumanın ondan ne farkı var oda ayrı. neysee ben hiç birini kimliğimle örtüştüremiyorum ki ne o niteliktekiler kadar sabırlı nede bencil bi insanım. zıvanadan cıktığım anları düşündükçe başkalarının hayatından neden uzun süre yer alamadığımı anlamam da güç olmuyor.
konumuz 'başkasının mecnunu' olan yus'tu ama bu konuda fazla dertli olduğum için rotayı yine sapıttım affola!
YUS; hayatımda farklı bi yeri olan isme sahip cocuk. o ismi sevmemin nedenlerinden biri de hayatımda tek güvenebilcem erkek olan babamın ismi olması. gerçi o gözlere dünyalarımı verirdim ama artık o derece aşık olmamayı öğrenmiş bi kişilik olarak bu sözler saçmalık kotamın dolmasına yetiyor. artık aklıma geldikçe ne beynimdeki kelimeler ne de midemdeki kelebekler hareketlenmiyor anladım. ama yaşayamadıklarımın içerisinde en fazla yaşamak istediğim kişiliksiz kişi, keşke insanlığın sıfatlarından bi kaçını alabilmiş olsaydı ve ben ona nefret duygumu bile bağışlayabilseydim. yazık. kilometrelerce ötemdeki 0 kıza yazık.

16 Haziran 2009 Salı

258


Saksıdaki toprakları çıkarıp yenilerini doldurma aşamasındayım. Ne tavanda takip ettiğim siyah noktalar var ne duvardaki avuç sesleri. Mavi dünyamdaki kelebek bile değilim artık. Hayatımdan defettiğim kurbanlarımla benim aramdaki 2 saniyelik telaş içinde oldu ne olduysa.

Yüzüyorum, yalnızım. . Bakışlardan esirgenmiş bir zavallı rolündeyim.

Kelebek değilim uçamam ki.

Hep gri, yeşil görünümlü gri. Yok oldum. Zamansız, yok oldu. İnandıramadım rüyalarımdaki aptal çocuk. Yoruldum. Kötü sözdür sesinin teline, yağmurdur. Beklentileri içine yağmaz. Uçurum. Başası.

Kelebek değilim uçamam ki.

Zaman. . Bir ölü, bir ceset. sinir, korkunç sesler var kulağımda. Yok oluş, sen, yağmus, özlem, hüzün, inkar ve SON.